Bugun...


Ayten Uncuoğlu: Adana sanatçı yetiştiren bir toprak
Sezin Akbaşoğulları, Tuğrul Tülek, Ayten Uncuoğlu, Ünal Silver, Bennur Duyucu ve Ömür Kayakırılmaz ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

facebook-paylas
Tarih: 14-04-2018 08:43
Ayten Uncuoğlu: Adana  sanatçı yetiştiren bir toprak
+ -

Fotoğraf: Berfin Çetinkaya

RÖPORTAJ: PELİN ERKOCU

ADANA (GÜNAYDIN) - Tenessee Williams’ın 'Kızgın Damdaki Kedi' isimli oyununu sahneleyen usta oyuncular Adanalıların beğenisini topladı. 20. Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali kapsamında şehrimize gelen Mam'Art Tiyatro oyuncuları Sezin Akbaşoğulları, Tuğrul Tülek, Ayten Uncuoğlu, Ünal Silver, Bennur Duyucu ve Ömür Kayakırılmaz sorularımızı yanıtladı.  

Ayten Uncuoğlu Adana hakkındaki görüşlerini anlatarak şu ifadeleri kullandı; “Burası çok sanatçı yetiştiren bir toprak… Özel bir şehir... Çok göç alan bir şehir fakat her gelen buraya hemen uyum sağlayıp vazgeçemiyor. Bir İzmir var öyle bir de Adana”

Tuğrul Tülek’e; Hem İngilizce öğretmenliğini okumuşsunuz hem tiyatro bölümünü... Bize biraz bitiş sürecinden bahseder misiniz?

Tuğrul Tülek: Ben hep tiyatro okumak istiyordum. O zaman ki şartlar birazcık İngilizce öğretmenliği okumamı gerektirdi. Aslında kendi kendine gelişti. Ben hiçbir zaman bitirmeyi düşünmemiştim ama sonra çok sevdim. Orada çok iyi arkadaşlıklarım oldu. Fakat okul bittikten sonra İngilizce öğretmenliği yapmak istemediğimi anladım ve oyunculuk yapmaya başladım. Hazır oyunculuk yapıyorken bu işi de nasıl yapıldığını öğrenmem gerektiğine karar verdim. Tekrar konservatuar isteğim geri döndü. İkinci lisans eğitimimi de öyle yaptım.

Daha önce oyun yönettiniz, oynadınız, şarkı söylüyorsunuz. Bunlar arasında sizi en çok etkileyen oyunculuk mu oldu?

Tuğrul Tülek: Aslında hepsi beni etkiliyor. Ve dediğiniz her şey devam ediyor herhalde hayatımdan çıkarmam mümkün değil. Ama zaman zaman ağırlıkları değişiyor, biri daha çok öne çıkabiliyor.

Nasıl bir izleyicisiniz? Sürekli tiyatroya gider misiniz? En son hangi oyunu izlediniz?

Sezin Akbaşoğulları: Aslında eskisi kadar çok sık tiyatroya gidemiyorum. En son Tennessee Williams’ın eseri Arzu Travmayı adlı oyunu izledim, çok güzeldi.

Bennur Duyucu: Setlerden dolayı çok sık tiyatroya gidemiyorum. Yurt dışından gelen Kafkas Tebeşir Dairesi oyununa gitmek istiyordum, gidemedim. Fırsat olmadı.

Tuğrul Tülek: Ben bu sene oldukça fazla oyun izleme şansına sahip oldum. Çünkü bu sene daha önceki seneler kadar büyük bir sıklıkla oyun oynamıyorum. O yüzden boşlukları hep farklı oyunlar izleyerek geçirdim. En son iki üç gün arka arkaya Damdaki Kemancı ve Leenane’nin Güzellik Kraliçesi adlı oyunlarını izledim. Çok fazla oyun var zaten ama hepsini yetişmek mümkün değil.

Ayten Uncuoğlu: Dizilerden dolayı bende en son “İnsanlık Bedeli” adlı oyunu izledim. Ondan önce Joko’nun Doğum Günü adlı oyunu izledim. Şimdi dizi yeni bitti, oyunumuz var. Bittikten sonra mayıs ayında 15’ine kadar ne görürsem koşturup koşturup izlemeye çalışacağım.

Ünal Silver: En son Almanya’da Cimri adlı oyunu izledim. Ondan önce Şafakta Buluş Benimle adlı oyunu izledim.

Oynamayı isteyip de oynayamadığınız bir oyun var mı? Ya da sizi en çok etkileyen rol var mı?

Ünal Silver: Binlerce var.

Tuğrul Tülek: Saysak bitmez.

Ayten Uncuoğlu: Çok... Bir de yeni yazarlarımız var. Bunun altını çize çize söylemek istiyorum. İnanılmaz bir gençlik var. Tiyatroda, sinemada... Yazıyorlar, çiziyorlar, yönetiyorlar, oynuyorlar. Ve yeni yeni tiyatro yazarları var. Gerçekten bunlar çok çok önemli. Onlar yeni çağdaş, çok güzel yaşadığımız, bildiğimiz karakterleri çıkarıyorlar.

Tuğrul Tülek’e ; Çeviri aşamasında da siz varsınız...

Tuğrul Tülek: Evet, çeviri oyunun yönetmeni Serkan Salihoğlu, Mam’art’ın kurucusu Feri Baycu Güler ve bana ait. Çok ciddi bir şekilde masa başı çalışması yaptık. Ama metnin oluşmasında herkesin katkısı da var. Biz oturup ekip oluşturmaya başlarken, tabii ki daha önce çalıştığımız ya da çok çalışmak istediğimiz arkadaşlarımızla bağlantıya geçtik. Onlar da sağ olsunlar, kırmadılar.

Daha önce oyunun film halini veya oyun halini izlemiş miydiniz?

Tuğrul Tülek: Oyun halini izlemedim ama film halini hepimiz izlemişizdir.

Sezin Akbaşoğulları: Ama film versiyonu yazarın da çok sevdiği bir yorum değil.

Tuğrul Tülek: Film versiyonunda teks çok değiştirilmiş.

Tuğrul Tülek: Kızgın Damdaki Kedi oyundan çok, bir sinema filmi olarak çok ünlü bir yapıt. Dolayısıyla da sinema filmini izleyip teksten çok haberi olmayan pek çok insan sinema filmini daha doğrusu o hikâyeyi bozduğumuzu düşünüyor. Biz ancak yazarın yazdığı versiyonu oynuyoruz. Sinema filminde aslında, o zamanın şartlarında yazarın yazdığı ya da değindiği birtakım mevzular kapatılmış, bastırılmış, söylenmemiş. O yüzden sinema filminin versiyonu değişiktir, yeniden yazılmıştır. Bizim oynadığımız, Tennessee Williams’ın yazdığı orijinal teksten, bizim yorumumuz.

Sizce bir oyuncu, oyuna kendinden bir şeyler katmalı mı yoksa bazı roller kalıp olarak mı oynanmalı?

Ünal Silver: Herkes başka bir şey söyleyecek.

Sezin Akbaşoğulları: Bu duruma göre veya oyuna görede değişebilir.

Ayten Uncuoğlu: Oyuna göre, yönetmene göre...

Sezin Akbaşoğulları: Shakespeare oynarken oraya bir şey katmak pek mümkün olmaz. Çünkü özel bir yapıttır bir şiirdir.

Tuğrul Tülek: Bir oyunun tek yorumu olsaydı bir kere oynanır daha da oynanmasına gerek kalmazdı. O yüzden yıllardır Shakespeare oynanır, Çehovlar oynanır. Yani bizde burada Tennessee Williams’ın teksine sadık kaldık diyoruz ama biz bu teksi elbette çok kısalttık. Bu oyunda daha fazla karakter vardı.

Sezin Akbaşoğulları: Her şeyden önce oyunu Türkçe oynuyoruz bu bile fark yaratır.

Ayten Uncuoğlu: Ve üç perde süren bir oyundu, kısaldı.

Tuğrul Tülek: Aslında iki buçuk üç saat süren bir oyun. Biz seksen beş dakikalık bir versiyona dönüştürdük. Bizim yönetmenimiz aile içerisindeki bu altı karakterden anlatmayı tercih etti. Ve tabii ki değişiklikler yapıldı. Daha modern bir dile dönüştürüldü. Ben kalıplara inanmıyorum. O yüzden hepimiz bir aradayız. Tiyatro, sinema ve diğer kültür sanat dalları içinde de doğru olmadığını düşünüyorum.

Ünal Silver: Benim yerime benim oynadığım rolü başka biri oynasaydı başka yorumlar katacaktı.

Ünal Silver ‘e; Siz bir röportajınızda “Aile var ama yuva yok” demişsiniz. Galiba bu oyunla ilgili...

Ünal Silver: Yuva da var ama aile olmayınca o yuva kalmıyor işte. Yuva çok güzel, arzulanan, hayal edilen bir şey... Ailelerin çoğunda bu kalmıyor. Dünyanın her tarafındaki ailelerin çoğunda bu böyle galiba… Yuva mı kaldı?

Oyun bir nevi yüzleşme gibi... Mesela ben size sorsam yüzleşmekten korkar mısınız, sırlar saklar mısınız ?

Ünal Silver: Ben sizin sırrınızı saklarım. Ama ben kendiminki istediğim zaman açarım. Sizin başkasının sırrınız saklamanız önemlidir. Bizim öyle bir şeye ihtiyacımız yok. Ama tabii ki ailemize bizde oyun oynarken aile olduğumuz için baktık. Mesela bu rol için aileden birisini model seçtim.

Ayten Uncuoğlu: Masa başı sırasında herkes bir şey söyledi. Ailesine baktı, ilişkilerine baktı, yüz yüze söyleyebildiklerine söyleyemediklerine baktı. Birey olarak hem kendinizi hem de gerekirse sırrınızı koruyorsunuz. Ya da paylaşmak gerekiyorsa paylaşmalıysanız o zamanda paylaşıyorsunuz. İstediğiniz zamanda içinize atıyorsunuz.

Tuğrul Tülek: Mutlaka sakladığımız ya da söylememeyi tercih ettiğimiz bir sürü şey var. Bazen bazı bağları daha sıkı tutup korumak için bazı rolleri oynuyorsunuz, oynama gereği hissediyorsunuz.

Ünal Silver: Burada güzel karakterler var. Her şeyi söyleyenler, gizleyenler, güzelleştirenler var. Tam aile gibi... Anneler güzelleştirir her şeyi.

Ayten Uncuoğlu: Halının altına süpürüp, ama sen öyle demedin ama sen öyle yapmadın.

Ünal Silver: Yani her şey var. Ömür de mesela hiçbir şey söylemez.

Ömür Kayakırılmaz: Ben oyunda konuşurum, oyunda yüzleşiyorum. Bu oyunda benim ailemle ilgili çok şey var. Benim için çok güzel oldu. Aileyle de bir yüzleşme oldu. Hatta kendi aileminde gelip izlemesini izledim. Onların geldiği günde en heyecanlandığım, saçmaladığım gündü.

Geçmişteki tiyatro ile günümüzdeki tiyatroyu karşılaştırsak...

Ünal Silver: Böyle bir karşılaştırma imkanı yok. Çünkü zaman değişiyor zaten değişmeyle de gün değişiyor.

Sezin Akbaşoğulları: Sanatın güzel tarafı da dinamik kalması.

Ünal Silver: Başka bir şeyler oluyor. Ya onu seversiniz ya da sevmezsiniz. Ben mesela öyle seyirciler tanıyorum ki arkadaşlarım arasında da hâlâ o klasiklerle yanıyorlar. Yani modern oyunu sevmiyorlar. Ama bir kısmıda ne kadar renklendi hayatımız yeni oyunlarla diyor.  Öyle bir mukayese yapma şansımız yok. Çünkü insanlar değişiyor. İnsanlar değişince tabii ki yorumlar da değişiyor. Seyircilerin, yönetmenlerin, oyuncuların yorumları da değişiyor. Benim gençliğimde Ankara’da oynadığım oyundaki bakışımla bugünki bakışım arasında dünya fark var.

Ayten Uncuoğlu: Ben değişmelidir lafına da çok inanıyorum. O yüzden de az önce altını çizdim. Gürül gürül yepyeni bir gençlik geliyor. Ah her şey bitti yozlaştı değil, tam tersi o her çağı her zaman değişiyor, yenisi geliyor ve gelmeli. Nostaljiye gerek yok. Ah öyle dediğin zaman sen zaten gelişemezsin. Gelişebilmemiz için, beslenmemiz için, yaşayabilmemiz için yeniliğin her an gelmesi gerekiyor.

Tuğrul Tülek: Tiyatro sadece oyuncu ve yönetmenle gelişen bir sanat dalı değil. Seyircisiyle de eleştirmeniyle de gelişmek durumunda olan bir sanat dalıdır. Dolayısıyla eleştirmenlerin de aslında yeniye açık olmaları, yeni anlatım dillerine açık olmaları, takip etmeleri ve bu anlamda kendilerini sürekli yani bilgilerini desteklemeleri gerekiyor. Aksi takdirde bir çıkmaza doğru gidebilir. Yeni geleneğe, yeni olanağa, yeni anlatım biçimlerine eğer siz desteklemezseniz ve hata derseniz bir süre tiyatroyu da çıkmaza sokarsınız. Dolayısıyla bu sadece bizlerin yapabileceği bir şey değil.

Oyuncu olmak isteyenlere önerileriniz var mı?

Ayten Uncuoğlu: Çok oyuna ihtiyacımız var. Bol bol yazsınlar. İstediğini keyfiyle ama iyisini yapsınlar.

Ünal Silver: Oyuncu olunmaz. Benim bakış açım oyunculuk bir meslek değil, çok başka bir şey. Eskiden de öyleydi, şimdi de öyle. Yani sokakta yapılırken de, çadırda yapılırken de, sahnede yapılırken de... İçinde oynama isteği varsa o zaten engellenemez.

Adana’ya daha önce gelmiş miydiniz?

Sezin Akbaşoğulları: Ben dana önce uzun süre Adana’da bulundum. Burayı seviyorum. Burada olduğum sürece güzel vakit geçirdim. Çekim süresinde bu şehri tanıma şansım oldu güzel anılarım var.

Tuğrul Tülek: Ben ilk defa geldim.

Bennur Duyucu: Bende ilk kez geldim gezmek için sabırsızlanıyorum.

Ünal Silver: Ben burada bir sene ortaokula bile gittim. Benim gençliğimde Adana daha çok turunç kokardı.

Ayten Uncuoğlu: Sinema festivali sırasında epeyce geldim. Gerçekten çok seviyorum. Adana’yı duyunca yuvaya gelir gibi çok sevindim. Yorgunum aslında ama burada kendimi çok iyi hissediyorum. Turne sevenlerdeniz biz.

Adana izleyicisini nasıl buluyorsunuz?

Ayten Uncuoğlu: Harika bir seyircisi var. İnanılmaz güzel, çok istekli, meraklı ve gerçekten bakıyor, izliyor. Burası çok sanatçı yetiştiren bir toprak… Özel bir şehir. Çok göç alan bir şehir fakat her gelen buraya hemen uyum sağlayıp vazgeçmiyor. Bir İzmir var öyle bir de Adana.

 

 

 






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI