dokunsam ağlayacaktı
dokundum
ağlamadı!
kim bilir ne ağıtlar gizliydi nasır tutmuş dilinin dehlizlerinde
neylersin
ana yüreği işte!
***
sekiz sene daha geçse
yüz yaşını görüp
dalya diyecek
ama…
bir dağ köyünde
kirli yastıkları kokmuş tahta divana uzanıp
komşudan gelecek bir tas çorba beklerken
yokluk ve sefalet içinde uyuduğunu
kimse bilmeyecek!
***
‘oğlum gelmedi bu bayram
kapımı açar mı diye çok bekledim
gelseydi
sarılacaktım’ diyor
92 yaşındaki havva ana…
tek başına yaşadığı barakada
evlat hasretini haykırıyor
yüreği yana yana
***
kızı canına kıymış
oğlu kazada ölmüş
üç evladı kalmış geride
onlar da
analarını
dağ başına bırakmış
***
acınacak haline rağmen
tek kötü söz etmiyor çocuklarına
analık nasıl bir duygu ki
o kadar sefalet içinde bile
toz kondurmuyor evlatlarına
***
önce
kahverengi yazmayla sardığı başını bastonuna yaslıyor
sonra
güneşi görünce bala dönen gözlerindeki yorgun bakışlarını saklıyor
elinde hiç bırakmadığı bir de tespihi var
analık, ağır işçilik
ser veriyor sır vermiyor
aslında…
sırtını sıvazlayacak bir el bekliyor!
***
ve o müşfik ana
pislik içinde yaşarken!
ben de
valiysem
kaymakamsam
belediye başkanıysam
yani insansam
ve rahatça yatıyorsam
iyi uykular adana!
Yorumlar
Kalan Karakter: