'Bugün Türk kadınlarının Bayram Günü'

Yazarımız Av.Meryem Türktekin, Medeni Kanun ile ilgili yazısıyla yine gündem yaratacak. Kanun karşısında, yaklaşık bir asır önce erkeklerle eşit hale gelmiş olan Türk kadınlarının birçoğunun halen haklarını kullanamadığını ve eşitlikten mahrum olduğunu ifade eden Av.Türktekin, “Bu durum, hem kadınlar adına hem de ülkemiz adına üzüntü vericidir” dedi

'Bugün Türk kadınlarının Bayram Günü'

Yazarımız Av.Meryem Türktekin, Medeni Kanun ile ilgili yazısıyla yine gündem yaratacak. Kanun karşısında, yaklaşık bir asır önce erkeklerle eşit hale gelmiş olan Türk kadınlarının birçoğunun halen haklarını kullanamadığını ve eşitlikten mahrum olduğunu ifade eden Av.Türktekin, “Bu durum, hem kadınlar adına hem de ülkemiz adına üzüntü vericidir” dedi

'Bugün Türk kadınlarının Bayram Günü'
17 Şubat 2021 - 10:35

TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN KABUL EDİLİŞİNİN 95. YILINI KUTLUYORUZ 

‘Bugün Türk kadınlarının BAYRAM GÜNÜ’
 
KADINLARA HAKLARINI HATIRLATTI
Köşe yazıları ve röportajları ile gündem yaratan yazarımız Türk Kadınlar Konseyi Derneği Adana Şubesi ve Akdeniz Bölge Başkanı Av.Meryem Türktekin, bugünkü yazısıyla 17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişinin 95. Yılı’nda kadınların onurlarıyla yaşaması için kazandıkları hakları ayrıntılı şekilde hatırlattı. Av.Türktekin’inilgiyle okuyacağınız yazısı aşağıda:

Tüm Kadınlar Bilmeli !  

Bugün, Türk kadınları açısından bir bayram günüdür. 

Kadınların onuruyla yaşamasının güvencesi olan medeni kanunumuz 95 yıl önce bugün, kabul edilmiştir.

17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile, asırlar boyunca toplumsal hayatın dışında tutulmuş, siyasal, sosyal ve hukuksal haklardan mahrum bırakılmış Türk kadınları, yasa karşısında erkeklerle eşit hale gelmiştir.

Kadınlar, kimliklerini ve özgür iradelerini yüzyıllar sonrasında tekrar ortaya koyabilme imkanını bu kanunla elde ettiğini bilmeli ve unutmamalıdır.

*  *  *  *  *
Kadın hukukunda devrim gereğini anlatırken; ‘1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 150-151)
Daha endişesiz ve korkusuzca, daha yanlışsız olarak yürüyeceğimiz yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak yapmak, yaşamımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlaksal, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur.’

Diyerek topluma yön gösteren ve Türk kadınının konumunu ilke ve inkılaplarında en önemli halkalardan biri olarak belirleyen Ulu Önderimiz M. Kemal Atatürk’ü ve bu kanunun çıkartılmasında emeği geçen -kadın ve erkek- herkesi, rahmetle ve minnetle anıyoruz.

*  *  *  *  *

17 Şubat 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu ile özetle;
Tek eşle evlilik kuralı kabul edilmiş ve evliliklerde resmi nikah yapma zorunluluğu getirilmiştir.
Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma gibi konularda kadın ve erkek eşit hale getirilmiştir. Kadınlara, malvarlıklarını idare yetkisi ve istedikleri meslekleri seçebilme hakkı tanınmıştır.

Kadınların cinsiyetleri nedeniyle kanun karşısında eşit olmayan muamelelere maruz bırakılmalarına bu kanunla son verilmiştir.

Bu itibarla kadın hakları açısından;

Türk Medeni Kanunu eşitlik ve özgürlük yolunda yapılmış en önemli reformdur; ve sadece bir hukuk anıtı değildir, aynı zamanda bir uygarlık anıtıdır.

Tüm kadınların bunu bilmesi ve sahip çıkması gerekir.

*  *  *  *  *
1926 tarihli Medeni Kanunumuz, 2002 yılında kabul edilen Yeni Medeni Kanunumuza da ışık tutmuştur.

Yeni Medeni Kanunumuz ile de, cinsiyet eşitliği konusunda daha büyük ilerlemeler sağlanmış ve kadınların yaşadığı bazı mağduriyetleri önleyici düzenlemeler getirilmiştir;

Özetle;
“Aile reisi kocadır” hükmü değiştirilerek “evlilik birliğini eşler beraber yönetirler” hükmü getirilmiştir.
Eski Medeni Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken, Yeni Medeni Kanunda, “Eşler, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla birlikte katılırlar” düzenlemesi getirilmiştir.

Eski Medeni Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı, bazı haller dışında kocaya ait iken, yeni Medeni Kanunda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir. Evin seçimini, kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri düzenlenmiştir.

Eski Medeni Kanunda yer alan eşlerin, çocukların velayetini birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise, babanın oyunun üstün olacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin velayeti birlikte kullanacakları hükmü getirilmiştir.

Eski Kanunda yer alan kadının meslek seçiminde eşinden izin alacağı hükmü 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş; Yeni Medeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı ve ‘eşlerin meslek seçiminde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutması’ gerektiği düzenlenmiştir.

Eski Kanunda 1997 yılında yapılan ve kadına kızlık soyadını, kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.

Yeni Kanunda, vesayeti kabul yükümlülüğünü sadece erkek ve koca için öngören maddeye, kadın-erkek eşitliğini zedelediği için yer verilmemiştir.

Yeni Kanunda mirasın taksiminde, (ekonomik bütünlüğü bozulmaması gereken) tarımsal taşınmazlarla ilgili erkek çocuklara öncelik tanıyan eski hükme yer verilmemiştir.

Eski Medeni Kanuna göre kanuni mal rejimi “Mal Ayrılığı” iken, Yeni Kanunda “Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin” esas olacağı kabul edilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı mallara sahip olması anlamına gelen mal ayrılığı rejimi yerine, edinilmiş mal rejimi kabul edilerek evlilik birliğinin kurulmasından sonra her eşin (kişisel malları ile miras yoluyla intikal edilen malları hariç) karşılığını vererek elde ettiği malvarlığının evlilik sona ermesi halinde eşlerin, eşit olarak paylaşacağı kabul edilmiştir.

Yeni Kanun ile evlenme yaşı, kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiş ve 17 yaşını doldurma şartı getirilmiştir. Ancak hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.

Daha önce evlenme için müracaat yeri, erkeğin oturduğu yerin evlendirme memurluğu iken Yeni Kanunda kadın veya erkeğin oturduğu yerdeki evlendirme memurluğuna müracaat edilebileceği kabul edilmiştir.
Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olacağı kabul edilmiştir.

Yeni Kanunla önemli bir düzenleme daha getirilmiş, tarafların talepleriyle boşanma davalarının gizli celse ile yapılabileceği düzenlenmiştir.

Sağ kalan eşe, katılma alacağına karşılık (yetmezse bedel eklemek suretiyle) ölen eşle birlikte yaşadıkları konut üzerine intifa ya da oturma isteminde bulunma hakkı tanınmıştır.
Yine mirasın paylaşımında haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşe veya diğer mirasçılara mülkiyet yerine intifa veya oturma isteminde bulunma hakkı tanınmıştır.

Aile konutu ile ilgili yapılan düzenlemeyle, eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadan (kiralık bir konut bile olsa) aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmiştir.

*  *  *  *  *

Türk kadınları, 1926 ve 2002 tarihli Medeni Kanunlarla hukuk karşısında erkeklerle tamamen eşit hale getirilmiş olmasına rağmen ülkemizde halen medeni kanun uygulamasının dışında yaşayan büyük bir kesim vardır.Berdel, kumalık, başlık parası, küçük yaşta evlendirme, töre cinayeti, resmi nikah olmaksızın kıyılan imam nikahı gibi örf ve adetler hala bazı kesimlerde devam etmekte, kız çocukları ve kadınlar büyük mağduriyetler yaşamaktadır.

Örneğin kız çocuklarına miras bırakmamak için yapılan muvazaalı işlemler veya boşanmak istediği için şiddete maruz bırakılan, öldürülen, dövülen, tehdit edilen kadınlar hemen her gün, karşılaştığımız sorunlardır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadığı sürece, bu konular toplumun kanayan yarası olmaya devam edecektir.

Yasa karşısında, yaklaşık bir asır önce erkeklerle eşit hale gelmiş olan Türk kadınlarının birçoğunun halen haklarını kullanamaması, eşitlikten mahrum olması, hem kadınlar adına hem de ülkemiz adına üzüntü vericidir. Artık toplumun kadına bakış açısının, kadına yüklediği rollerin ve bu rollere atfettiği değerin değişmesi gerekmektedir.

Ülkemizde hukuki açıdan kadın-erkek eşitliğinin sağlanmış olması memnuniyet verici olmakla birlikte, sadece hukuk kuralları konularak değişim sağlanamaz Toplumda yasaya uygun zihniyet dönüşümünün de sağlanması gerekir.

STK’lar, özellikle kadın dernekleri bu konuda büyük gayretler göstermektedir.

Kadın-erkek eşitliğiyle ilgili yasaların kâğıt üzerinde kalmaması için  devletin de, daha etkili tedbirler alması ve kamu politikaları oluşturması gerekmektedir. Devlet, sadece hukuksal eşitliği sağlamakla yetinemez; ekonomik ve sosyal ilişkilerin toplumda yarattığı aşırı eşitsizlikleri ortadan kaldırmak da yükümlüdür. Bu anlayış, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olmamızın bir gereği olduğu gibi Anayasamızın 10. Maddesinin de gereğidir;  

Any.’nın 10. Md.’sinde; ‘Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür…’ denilerek kadın-erkek arasındaki fiili eşitliği sağlama görevi açıkça devlete yüklenmiştir;

Aynı maddenin devamında ‘..Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.’ denilerek cinsiyet eşitliği sağlanıncaya kadar alınacak tedbirlerle ilgili de devlete üstün yetki verilmiştir.
Medeni Kanunumuzun 95. yıl dönümü vesilesiyle;

Anayasamızın 2. ve 10. maddelerine dayanarak, halen eşitsizliğe maruz kalan ve haklarını kullanamayan tüm kadınlar adına DEVLETTEN;

  • Toplumda yasaya uygun olmayan davranışların ve alışkanlıkların değişmesi için alınması gereken tedbirlerin alınmasını,
  • Kadın sorunlarının ve kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak çözümü yönünde etkin kamu politikaları oluşturulmasını,
  • Kadın-erkek arasındaki FİİLİ EŞİTLİĞİN SAĞLANMASINI İSTİYORUZ.
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum