‘Hayvan Hakları Bakanlığı'na ihtiyaç var’

Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Selahattin Yakın, “Türkiye’de hayvan hakları geride kalmış düzenlemelerle savunuluyor“ dedi.

‘Hayvan Hakları Bakanlığı'na ihtiyaç var’

Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Selahattin Yakın, “Türkiye’de hayvan hakları geride kalmış düzenlemelerle savunuluyor“ dedi.

 ‘Hayvan Hakları Bakanlığı'na ihtiyaç var’
21 Haziran 2018 - 08:42

SUDET KARAGÖZ

ADANA(GÜNAYDIN) – Son birkaç günde Türkiye’de hayvanlara yönelik şiddet olayları büyük bir artış gösterdi. Sakarya’ya da yavru köpeğin vahşice katledilmesinin sosyal medyada duyulması ardından tüm Türkiye’de yoğun bir tepki oluştu. Toplumsal duyarlılığın oluşmasıyla siyasi parti liderleri tarafından da konuyla ilgi açıklamalar yapıldı. Hayvanlara yönelik şiddetin bu denli artışının nedenlerini Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Selahattin Yakın ile konuştuk.

Sakarya’nın Sapanca ilçesinde ormanlık alanda, patileri ve kuyruğu kesilmiş halde bulunan yavru köpek tüm müdahalelere rağmen kurtarılamaması üzerine hayvanlara yönelik saldırılar tartışılıyor. Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Selahattin Yakın, iyi bir denetim mekanizmasına hatta Hayvan Hakları Bakanlığına ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor.

 

‘YASALAR YETERLİ VE CAYDIRICI DEĞİL’

 

Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, özellikle sahipsiz hayvanlar başta olmak üzere tüm hayvanların kanuni haklarını korumak, bu konuda yasal düzenlemelerin çıkmasını ya da iyileştirilmesini sağlamak ve toplumda farkındalık yaratmak amacını taşıdığını ifade eden Yakın: “Baro Başkanımız Veli Küçük’ ün bu konuda destekleri bize güç vermektedir. Bizler genel olarak her şikayetle ilgilenmiyoruz. Özellikle sahipsiz hayvanlara yönelik yapılan şiddet eylemlerinde hiçbir başvuru beklemeden doğrudan müdahil olarak (hiç de yeterli ve caydırıcı olmayan) yasal yollara başvuruyor ve takipçisi oluyoruz. Bunun dışında da özellikle kanun tasarısı, mevzuat değişikliği gibi konularda yasal görüş bildiriyoruz. Baro bütçesi ölçüsünde de mümkün olduğunca kulübe ya da mama yardımı yapmaya çalışıyoruz.” dedi

 

BU HAKLAR KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL

 

‘Hayvan refahı’ ve ‘Hayvan hakları’ arasında nasıl bir ayrım var. Toplum hayvan haklarının varlığının bilincinde mi sorusunu ise şöyle yanıtlıyor Yakın: “Sizlere bu sorunun cevabını Avrupa'dan veriyorum ve bu sorunun muhatabı olmak bile aslında daha ne kadar çok yolumuzun olduğunun göstergesi. Her canlının, en temel düzeyde bir can taşıyor olmasından gelen hakları mevcuttur. Bu haklar kimsenin tekelinde değildir.”

Esasında en başta Türk örf ve adetleriyle yetişmiş birisinin bu hakların farkında olup saygı göstermesi gerektiğini belirten Yakın:“ Gerek Orta Asya'dan bu yana hayvanlarla olan dostluğumuz gerekse de Müslüman kültürün getirmiş olduğu "merhamet, sevgi ve iyilik" prensipleri sonucu toplumun hayvan haklarına saygı göstermesi gerektiği sonucuna ulaşmamızı sağlamaktadır. Ancak ne yazık ki güncel durum bu şekilde değildir. Günümüzde "hayvan refahı" adı altında bir takım düzenlemeler yapılma çabasına girilmiş ise de bu isim yalnızca sempati kazanmak için konulmuştur. Hayvan haklarına riayet edildiği yerde, hayvan refahı konuşulmaz. Hayvan refahı sadece "hayvan haklarını daha iyi şartlarda nasıl ihlal edebiliriz" sorusunun sempatik bir cevabıdır.“

 

"HAYVANLARIN DİLİ OLSA ŞEYTANI İNSAN ŞEKLİNDE TARİF EDER"

 

Sapanca’da yavru bir köpek ayakları ve kuyruğu kesilmiş bir halde bulunmuş ve yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Yaşanılan bu elim olayla ilgili ise şunları söylüyor Yakın: ”Sapanca’da yaşanan olay, her gün yaşanan yüzlerce vahşetin yalnızca en popüler olanı. Her gün o kadar çok kötü haber alıyor, o kadar çok konuda işlem yapıyoruz ki. O meleklere yapılanlar insanlığın öldüğünü göstermekte. Hani bir söz var ya, "hayvanların dili olsa şeytanı insan şeklinde tarif eder" diye, o kadar doğru ki. Bu olayın popüler olması belki de yapılması gereken yasal düzenlemeleri hızlandıracaktır. Zaten Perşembe günü pek çok Baronun Hayvan Hakları Komisyonu ortak bir basın açıklaması yapacak konuyla ilgili. Keşke bunlar hiç yaşanmasa ve herhangi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmasa... Ama bizim sorunumuz bireysel cezalandırmanın ötesinde toplumsal bir sorun. Biz böyle değildik. İçinde sevgi olan bir toplumduk. Nasıl bu hale geldik? Hem insana hem hayvana hem de doğaya akıl almaz zararlar veriyoruz. Sadece biraz empatiyle ihtiyacımız var. Bunun yetmediği yerde caydırıcı cezalara ihtiyacımız var. Artık gerçekten yeter. Toplumsal bir aydınlanmaya ve arınmaya ihtiyacımız var ve bunun kökleri uzakta değil; içimizde ve kültürümüzde. Yapılacak yasal düzenlemeyle iyi bir denetim mekanizmasına hatta Hayvan Hakları Bakanlığı'na ihtiyaç bulunmaktadır.”