Sirayet’ filmi ‘Gerçek kör kim?’sorusuna yanıt arıyor

Yönetmen Nuri Cihan Özdoğan, “Kendilerine söylenenlere masumca inanan insanlar mı gerçek kördür, yoksa çıkarları söz konusu olduğunda kör taklidi yapanlar mı?” diyor

Sirayet’ filmi ‘Gerçek kör kim?’sorusuna yanıt arıyor

Yönetmen Nuri Cihan Özdoğan, “Kendilerine söylenenlere masumca inanan insanlar mı gerçek kördür, yoksa çıkarları söz konusu olduğunda kör taklidi yapanlar mı?” diyor

Sirayet’ filmi ‘Gerçek kör kim?’sorusuna yanıt arıyor
14 Haziran 2018 - 08:29

SUDET KARAGÖZ

ADANA (GÜNAYDIN) – Çok sayıda kısa metrajlı filme imzasını atan senarist ve yönetmen Nuri Cihan Özdoğan, 20 farklı ülkede film festivallerinde seyirci ile buluşan ve en son 7. Atıf Yılmaz Kısa Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Sirayet isimli son kısa filmi ile başarısından söz ettirmeye devam ediyor.

2017’de tamamlanan Sirayet filminde, kaçakçılar tarafından pamuklar arasına gizlenerek Türkiye sınırından geçirilen Saddam’ın altınları konu ediniyor. Terk edilmiş bir fabrikada, gözleri görmeyen işçilere pamuğun içinden ayıkladıkları şeyin taş olduğu söylenilir. Böylece kaçakçılar, olası bir hırsızlığın önüne geçeceklerini düşünürler. Ancak kaçakçıları küçük bir sürpriz beklemektedir…

Sirayet filminin bilinmeyenlerini, anlatılmak isteneni ve senaryo yazmaya nasıl başladığını Günaydın Gazetesi’ne anlatan Yönetmen Özdoğan, Filmin asıl körlük nedir, gerçek kör kimdir? sorusuna odaklandığını vurgulayarak, isminin neden “Sirayet“ olduğunu ise şu sözlerle ifade ediyor: “Sirayet; bulaşmak, başkalarına geçmek, teshir etmek anlamına gelmektedir. Film, alt metinde körlüğün sirayet edişini anlatır. Altın ayıklayan işçilerden kaçakçılık yapanlara körlük sirayet etmiştir. Kendilerine söylenenlere masumca inanan insanlar mı gerçek kördür yoksa çıkarları söz konusu olduğunda kör taklidi yapanlar mı?”

 

“FİLM ÜRETEBİLECEĞİMİ DÜŞÜNMÜYORDUM”

 

Senaryo yazma ve film çekme konusunda hiçbir eğitim almadığını belirten Özdoğan: “Daha önce bu alanda eğitim almadım. Sinemayla ilgili kitaplar okumak, film izlemek bende bir alt yapının oluşmasını sağladı. Sonrasında da işin mutfağına girerek kendimi geliştirdiğimi söyleyebilirim. Ortaokul yıllarında, ailemle ilgili yazdığım hikâyeleri film haline getirmek benim en büyük hayalimdi. O zamanlar film üretebileceğimi düşünmüyordum. Üniversite yıllarımda hikâyelerimi, senaryolara dönüştürmeye başladım. Senaryolar film haline geldiğinde de olumlu tepkiler aldım. Bu da bana devam etmem konusunda cesaret verdi diyebilirim.”

 

“İZLEYİCİYİ AYNADA KENDİSİYLE YÜZLEŞTİRMEK İSTEDİM”

 

Uzun zamandır kendisine sürekli sorduğu “Gerçek kör kim?” sorusunu, insanlara yönlendirip cevap bulmak için Sirayet filminin senaryosunu yazmaya başladığını ifade eden Özdoğan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Benim kendime uzun zamandır sorduğum gerçek kör kim sorusunu izleyicinin aklında çarpıcı bir şekilde oluşturmak filmin temel amacıydı. Bu nedenle ayna kullandığımız sahnede başrol karakterimizin bir şeylerle yüzleşmesine tanık olan izleyicinin, ayna sayesinde kendisiyle yüzleşme yaşamasını sağlamak istedim. Çünkü ben de dâhil olmak üzere haksızlıklar karşısında bazen susuyoruz ya da çıkarımız doğrultusunda ne yapacağımıza karar veriyoruz. Bu anlamda bir öz eleştiri de olabilir bu film. Sorunun cevabına gelirsek; aslında insanların çıkarları için ne kadar kör olabileceğine tanık olduğumda sorunun cevabını kendime vermiştim. Gerçek körler, yaşanılanları görmezden gelip, gerçekler karşısında çıkarları için susan insanlardı. Bu yüzden masumca bir şeylere inanan insanları küçümsememek gerektiğini düşünüyorum.”

 

“SİRAYET’İN UZUN METRAJINI DÜŞÜNÜYORUZ”

 

Bir senaryonun uzun mu kısa mı olacağına hikâyenin kendisinin karar verdiğini altını çizen Özdoğan, “Senaryo yazım aşamasında Sirayet’in hikâyesinin uzun metraja uygun olduğunu hissediyordum fakat hem ekibin hem de hikâyenin belli aşamalardan geçmesi gerektiğini düşünmüştüm. Sirayet’in olumlu tepkiler alması uzun metraj için bizi daha da cesaretlendirdi. Tabii Sirayet’in bilinen bir kısa film olmasının avantajı olduğu kadar dezavantajlarının da olduğunun farkındayım. Bu nedenle uzun metraj aslında bambaşka bir film olacak, kendini tekrarlamayacak.” İyi bir ekip oluşturduklarını ve hikâyenin uzun metraj için uygun hale gelmeye başladığını belirten Özdoğan: “Senaryo için aldığım notlar doğrultusunda, hikâyeyi daha da geliştirmeye çalışıyorum. Bunu yaparken de izleyiciyi sıkmadan dikkatini canlı tutmayı hedefliyorum. Çünkü hikâye anlatırken izleyiciye bilgiyi ne zaman ve nasıl verdiğiniz çok önemli. Bunu iyi yaptığımız zaman anlattığımız hikâyelerin insanların hayatlarına dokunabileceğine inanıyorum.”

 

“SİNEMA, KENDİ İZLEYİCİSİNİ KENDİSİ EĞİTEBİLİR”

 

Bağımsız bir sinema anlayışıyla yola çıktıklarını ifade eden Özdoğan, sinema sektöründe çok farklı sorunların olduğunu vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Öncelikle henüz uzun metraj film deneyimim olmadığı için bu konuda sadece gözlemlerimi paylaşabileceğimi belirtmek isterim. Aslında vizyon filmi ya da festival filmi diye bir ayrım yokken kendi olanaklarıyla film üreten insanların filmlerinin izleyici ile vizyonda buluşmasına pek imkân tanınmamasından dolayı festivallerde yer bularak insanlara ulaşmaya çalışması ülkemizdeki sistemin doğal bir sonucu. Sinema sektöründe yer alan paralı bir kesimin sinemayı sanattan daha çok ticari bir ürün olarak değerlendirmesi başlı başına bir sorun. Vizyon için parayı veren düdüğü çalıyor ve üretilen çok iyi bağımsız filmler ya çok kısa süre kendilerine vizyonda yer bulabiliyorlar ya da hiç bulamıyorlar. Ülkemizin sinema izleyicileri de tüccarların ürettikleri ticari ürünleri izlemek zorunda kalıyorlar.” Sinema kendi izleyicisini kendi eğitebilir vurgusunu yapan Özdoğan sözlerine şöyle sürdürüyor: “1960ların Adana’sında 100 küsur sinemanın varlığından söz edilirken bugün şehrin bu denli “büyüdüğü” bir dönemde toplasanız 10 sinemamızın olmaması düşündürücü bir gerçek. Her şeye rağmen kaliteli içerikler üretmekten vazgeçmediğimiz zaman izleyiciyi o çok az sayıdaki sinema salonlarına çekebileceğimize inancım tam. Sabırla ve zamanla, kişisel filmler üretiyor olsak dahi izleyicinin beklentisini göz önünde bulundurarak filmler üretmeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ülke sinemamızın dibe vurduğu zamanlarda “Eşkıya” gibi bir film üretildiğinde salonların dolduğuna ve izleyici ile Türk sinemasının bir nevi barıştığına tanık olduğumuzu hatırlatıyor ve o büyülü soruyu soruyorum. Neden olmasın?”

 

NURİ CİHAN ÖZDOĞAN KİMDİR?

 

Nuri Cihan Özdoğan 1990, Kadirli - Osmaniye doğumlu olup 1996 yılından beri Adana’da yaşamaktadır. Çukurova Üniversitesi Teknokentte proje uzmanı olarak çalışmaktadır. Makine Mühendisliği bölümünde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Lise yıllarında yazmış olduğu hikâyeleri senaryolaştırarak başladığı sinema serüvenine Adana’da kısa filmler üreterek devam etmektedir. Üretmiş olduğu kısa filmler ulusal ve uluslararası film festivallerinde gösterilmiş ve çeşitli ödüller almıştır. Çektiği kısa metrajlı filmler; Sirayet 2017, Sırat 2016, Sükût 2016, Gölge 2015.