Sırrı hala çözülememiş 9 garip olay

Dünya üzerinde hala sırrı çözülememiş esrarengiz yerler varlığı halen tartışmalara konu olmaktadır. İnsanların kanını donduran bu alanlar, hakkında akıl yürütmemiz bile oldukça güçtür. İşte insanların kanını donduran esrarengiz olaylar.

Sırrı hala çözülememiş 9 garip olay

Dünya üzerinde hala sırrı çözülememiş esrarengiz yerler varlığı halen tartışmalara konu olmaktadır. İnsanların kanını donduran bu alanlar, hakkında akıl yürütmemiz bile oldukça güçtür. İşte insanların kanını donduran esrarengiz olaylar.

Sırrı hala çözülememiş 9 garip olay
17 Mayıs 2019 - 12:45

1.Bukit Timah

Singapur’da bulunan Japon askerleri II. Dünya Savaşı esnasında Kocaayak türünün tuhaf bir şeklini görmüşlerdir. Anlattıklarına göre, Bukit Timah yağmur ormanlarında saçları gri, boyu uzun ve piramite benzer vücuda sahip bir yaratık ile karşılaştıklarını söylemişlerdir. Savaşın yaşandığı yıllarda bu yaratık ile ilgili söylentiler oldukça fazla olsa da günümüzde onu görenlerin sayısının az olduğunu belirtilmiştir. Geçmişten günümüze onla alakalı raporlar azalmıştır.

Bu orman alanı günümüzde kaplanlarda olmak üzere birçok hayvana ev sahipliği yapmaktadır. Biyolojik doğa alanı, askerlerin ve diğerlerinin burada tam olarak ne gördükleri hala gizemlidir. Fakat bazı insanların görüşü bu yaratıkların makakları karıştırdığı yönündedir.

Singapur’ da bulunan makakların Japonya’dakileri andırması ve askerlerin tam olarak ne aradıklarını bilmeleri gizemli hale gelmesinde kaçınılmaz olmuştur. Bukit Timah’da bulunan bu gizemli yaratığa en son 2007 senesinde denk gelinmiştir.


2. Kozmik Radyo Patlamaları

2007 yılında gelişen teknoloji ile beraber yapılan keşiflerden bugüne kadar, kozmik radyo patlamaları veya yıldırımlar dünya genelinde bilimle uğraşan insanları şaşkına çevirmiştir. Keşfettikleri bu yıldan itibaren üzerinde çalışmalar yapılan 9 yıldırımın tamamı tarihsel verilerde bulunmuştur. Ardından ocak ayı 2015 senesinde bilim insanları, gerçek zamanda bir yıldırım gözlemlediklerini belirtmişlerdir. Bu olayda radyo dalgasının oluşmasındaki temel etken, bilim insanlarının yakaladığı anda olayın gerçekleştiği anlamındadır.

Bilim insanları bu radyo patlamasına sebep olan şeyi tam olarak çözemeseler de bir fikirleri olmuştur. Yaptıkları araştırmalar ve çalışmalar sonucunda çökmekte olan nötron yıldızları ya da alevlenmeler sebebiyle bu radyo patlamalarının oluşacağı üstünde bir tahminde bulunmuşlardır.

Meydana gelen patlamaların süresi bir mili saniyedir. Bu çok kısa zaman süresinde Güneş’in bir milyon yıl devam ettirebilecek enerji üretmektedir.

Avustralyalı araştırmacı Emily Petroff, oluşan yıldırımlar üzerinde araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalarının sonucunda yıldırımların Dünya’dan 5 milyar ışık yılı kadar uzakta oluştuğunu ve Kova takımyıldızı tam zamanlı fırtınanın farkına varılabileceği yönünde olmuştur. Araştırmalarına pes etmeden devam edeceğini ve bir gün bu gizemli olayın sırrını çözeceğini söylemiştir.

3.Hoia Baciu Ormanı

 

Transilvanya’daki Hoia Baciu ormanı günümüzde pek çok insan tarafından perili orman olarak anılmaktadır. Dünyanın en perili alanı olduğunu inanılan bu yerin, hala çözüme kavuşamamış birçok hikayesi vardır. Ormanda yer alan ağaçların hiçbir doğa olayı olmadan şekillenerek eğilip bükülmesi adeta bizlere korku filminden bir sahneyi göstermektedir.

Bu ormana gelen ziyaretçilerin anlattıklarına göre, ortada hiçbir neden yokken kendi vücutlarında bazı yanıkların ve kızarıklıkların oluştuğu yönündedir. Ağaçların bazılarının yanından keşif için geçerken birçok saatin hiç yaşanmamış olduğunu iddia etmektedirler. Bu “Eksik” zamanlarda yani aslında yaşanılan ama zamanın geçmediği durumlarda orayı görenlerin ne olduğu hakkında bir fikirleri olmadıkları için buranın hiçbir açıklaması olmamıştır. Hatırlayamadıkları için belli yorumları da olamamıştır.

Orada yaşayan halkta dahil kimsenin bu ormana gitmemesini istemektedirler. Birçok insan  Hoia Baciu’da hayaletlerin olduğu yönünde inançları olmuştur. Kulak kulağa dolaşan söylentiler ormanda yüzen kafaların olduğu ve karanlıktan garip seslerin geldiği yönündedir.

Aslında bu ormanın gizemini ilk olarak 1968 senesinde Alexandru Sift’in ormanın içerisinde UFO olduğunu söylemesi ve bunu bir fotoğrafla kanıtlamaya çalışması üzerine olmuştur.

Bundan başka bir hikaye ise bu ormana 200 koyun ile giren çobanın ormana girdikten sonra görülmeyen çobandır.  Peşi peşine devam eden bu hayalet avları yaşanılan bu söylentilerin ve garip olayların arkasında hiçbir ipucu bırakmamışlardır.

Paranormal uzmanların araştırmaları sonucunda Hoia Baciu’yu araştırırken onun korkunç bu dünyasını göstermişlerdir. Bu orman garip ve gizemli olmasından dolayı adını tüm dünyaya duyurmuştur.

4. Le Loyon

 

Batı İsviçre’de yer alan bu ormanda gizemli ve korkunç olaylar yaşanmaktadır. Askeri üniforması ve yüzündeki maske ile beliren bu adam oraya musallat olmuş gibi gözükmektedir. Orada uzun yıllar yaşamını sürdüren yerli halkın her gün aynı yolda yürümekte olan adamı gördüklerini iddia etmişlerdir.

Halk ona Le Loyon ismini vermiş ve ondan oldukça korkmuşlardır. Bu adam asla konuşmamakta ve yolda herhangi birine denk geldiğinde donuk bakarak sessizlik içinde yoluna devam etmektedir. Gizemli adam Le Loyon’un fotoğrafını çekmek isteyen birisi onun 2 metre boylarında olduğunu tepit etmiştir.

Aslında insanlar için büyük bir tehdit oluşturmasa da çocuklar ormanın içerisinde onunla karşılaşabileceği ihtimalinden oynayamamaktadır. Bazı söylentiler ise yürüdüğü yolda yavaşça ilerlerken çiçek benzeri şeyleri taşıdığı yönünde olmuştur. Orman alanından sorumlu kişiler ona hiçbir müdahalede bulunma haklarının olmadığını söylemişlerdir. Çünkü ormana izinsiz girmemekte ve yanlış bir hareket yapmamaktadır.

Belirli bir zaman sonra ormana bir not bırakarak o alanı terk etmiştir. Notta şu sözler yer almaktadır: “Canavar için bir avlanma riski”. Bu riskin çok büyük olduğu için ayrılan bu gizemli adam, notuyla beraber kıyafetlerini de bırakmıştır.

Her ne kadar merak konusu olsa da adamın nerede yaşadığı, niçin gaz maskesi kullandığı ve neden hiçbir şey konuşmadığı hala açıklığa kavuşamamıştır. Fakat orya atılan bazı teoriler onun zihinsel bir hastalığının olduğu ya da tüm vücudunu kaplayan başkalarının görmesinden çekindiği deri rahatsızlığının olduğunu düşünmüşlerdir.

5. Jo Girardelli

 

Jo Girardelli, 1800’lü yılların başlarında sahnede yer alarak yeni sıcak ateş numarasını yapan kişinin adıdır. Girardelli, ateşle adeta dans ederek alevli nesneleri canının yanmasını hissetmeden ve hiçbir zarara uğramadan sıcak alevi yutmayı başarmıştır. Ağzında, diş etlerinde ve yanaklarında herhangi bir delik açmadan nitrik asit ile ağzında çalkalama yeteneğine sahiptir.

Bununla birlikte kızgın yağla ağzını tamamen doldurup tükürebilme becerisi vardır. Her gösterisini bir diğer gösterisinin üstüne bir şeyler katarak yapan Girardelli, hep daha iyi gösterileri olmuştur. Bir süre sonra gösterilerinde artık sıcak bal mumu ve erimiş kurşun yer almıştır.

Küre biçimindeki nesneleri şiddetli ateşin üzerinde iyice ısıttıktan sonra cildine ve bazen de diline basmıştır. Bu yaptıklarından sonra herkesi hayrete düşüren şeyin hiçbir zarar almaması yönünde olmuştur.

İngiltere’nin hemen hemen her yerinde onun adı konuşulmaya başlanmış ve hiç kimse bunu nasıl yaptığına dair açıklamalarda bulunamamıştır. Şüphe ile yaklaşanlar bile onu sahnede izlediklerinde herhangi bir hileye denk gelmişlerdir. İngiltere’den taşındıktan sonra Jo, ne yaptığı ile alakalı herhangi bir yerde kayıt bulunamamıştır. Sahnedeki şovu herkesin akıllarına kazınmış ve gizemli biri olarak anılmıştır.
6. Jeannette DePalma



 

1972 yılında köpek besleyen bir ailenin köpeği sahibine evin arka kapısından bulup getirdiği şey çok gariptir. Springfield, New Jersey’de parçalarına ayrışmış uçurumun tepesinden bulduğu insan ön kolunu şoka girerek sahibine getirmiştir. Bu olayın hemen ardından adam polise haber vererek yapılan araştırmalar sonucunda kola ait olan diğer parçalara da ulaşılmıştır.

Bu insan parçaları 6 haftadır ortalıktan kaybolan Jeannette DePalma’ya ait olduğu tespit edilmiştir. Polis sadece cesedi bulmakla kalmayıp orada tuhaf nesnelere de denk gelmiştir. Yapılan haberlerden sonra söylentilere göre kızın yerel bir cadı ailesinden geldiğini ve bu ailenin onu kurban ettiği yönünde olmuştur. Başka şekilde düşünenler ise Satanistlerin onu gizli bir ritüel hedefle öldürdüğü söylenmektedir.

Belki de Jeannette’ın cinayetindeki en garip şey bu olay hakkında kimsenin makale planlamaya yanaşmamasıdır. Olayı bilen herkes konuşmak istememektedir. 30 yıl sonra araştırma yapacak kişilerin oraya gitmesi üzerine bu olayı bilen kişilerin görüşlerini bildirmek istemedikleri ortaya çıkmıştır. Görüşülse bile polisler de dahil kimsenin gerçek isminin kullanılmaması istenmiştir.

Olayı duyan bir isimsiz yazar, o bölgede Cadılar Bayramı’nda yakaladıkları bir çocuğu öldürme kararı aldıklarını cadı meclisinde bu kararı verdiklerini öğrenmiştir. Yazar o dönemler çocuktur. “Şeker mi şaka mı?” için dışarıya çıkmaktan çekindiğini hatırlamıştır. Bir başka mektupta ise bu yazarın annesinin gizemli kızı bildiğini ve 1972 yılında aynı yaşta olduklarını belirtmiştir. Ayrıca, cinayetin işlenmesinde sonra öldürülüp ağaçlara atılan hayvanlardan da söz etmiştir.

Bütün mektuplarda yer alan bilgiler cadılar ve Satanizm’dir. Bu mektuplardan biri, DePalma’nın bu işlere müdahil olamayacak kadar dindar bir kız olduğunu ve şeytani uygulamalara karışamayacak biri olduğundan söz etmiştir. Buna ek olarak yazar Jeannette DePalma’nın büyüdükçe biraz vahşileşmeye başladığından bahsetmiştir.

Bu cinayet cesedin bulunmasından itibaren 2 hafta oldukça söz konusu olmuştur. Fakat bir süre sonra kimse bu cinayet hakkında konuşmamış ve ortamlarda mutlak sessizlik hakim olmuştur. DePalma’nın katili asla bulunamamıştır.

7. Francis Leavy’nin El İzi

 

Francis Leavy, 1920’li yıllarda yaşayan, işini çok seven ve meslektaşları tarafından da oldukça sevilen özel bir itfaiyecidir. Yaşamaktan zevk alan, her daim gülümseyen, hayırsever ve oldukça hoş bir insandır. Francis’in meslek arkadaşları tarafından 18 Nisan 1924 günüde bir tuhaflık fark edilmiştir. Birdenbire, Chicago İftaiye Depertmanındaki koca bir pencereyi yıkarken asla kimseye bakmayan ve gülmeyen bir insan haline dönüşmüştür. Biraz zaman geçtikten sonra Francis, iş arkadaşlarına içine tuhaf bir hissin geldiğini belirtmiştir. O gün onu birinin öldürebileceği bir histir.

Bu sözlerinin ardından itfaiye depertmanına bir telefon gelerek apar topar yola koyulmuşlardır. Onun bu garip sözleri üzerinde pek düşünülme fırsatı olmadan, yangının olduğu yere müdahale etmeleri için yola koyulmuşlardır. Olay yerinde Leavy ve arkadaşları yangının meydana geldiği üst katlarda sıkışıp kalanlara yardımda bulunmuşlardır.

Herkes kurtarılmış ve bina boşaltılmış fakat alevler birden alt kata ve çatıya sıçrayarak yangın tekrardan büyümüştür. Bunun gerçekleşmesinden sonra bina dayanamaz ve çöker. Molozların altında kalanlardan biri de Leavy’dir. Onun yangına müdahale etmeden hemen önceki sözleri meslektaşlarının aklına gelerek hayrete düşürmüştür. Acımasız önsezisi gerçek olmuştur. O insanların hayatını kurtarmaya çalışırken can vermiştir.

Olayın ardından ertesi gün Leavy’in meslektaşları şaşkınlıklarına engel olamayarak merakla yangının oluştuğu binaya doğru gitmişler.  Orada pencerelerden birinin kenarında gördüklerine hayret etmişlerdir. Pncerenin camının üzerinde tuhaf bir el izini fark etmişlerdir.  Korkunç bir şekilde akıllarına bu pencerenin Leavy’nin ölmeden önceki gün yıkadığı penceredir.

Hemen el izini temizlemek için uğraşsalar da bu iz geçmemektedir. Hatta uzun yıllar çoğu kimyasal ile silinmesi için ne yapılırsa yapılsın asla geçmemiştir. Bu el izinin ne olduğu ve kime ait olduğu hakkındaki gizem çözülememiştir. Fakat 1944 yılında küçük bir çocuğun gazeteden yaptığı uçağı cama fırlatması sonucu cam parçalara ayrılmıştır. Bunun nedeni ise hala bilinememektedir.

8.Dorothy Eady ve Omm Sety

 

Dorothy Eady, kendi yaşıtları gibi normal oyun oynayan, koşup eğlenen bir çocukken bir anda hiç beklenmedik bir şey olmuştur. Bir sabah  Londra’daki evlerinin merdivenlerinden kayar ve düşer. Dorothy, merdivenlerden o kadar şiddetli düşer ki yanına telaşla gelenler onun öldüğünü düşünmektedir. 3 yaşındaki bu kız herkesi hayrete düşürerek ayağa kalkar ve hiçbir şey olmamıştır. Olayın gerçekleştiği tarihten 4 yıl kadar ailesiyle mutlu bir şekilde yaşamına devam eder. Fakat 1908 yılında her şey tamamen değişir.

Eady’nin ailesi British Museum’a düzenli bir şekilde gitmektedirler. Ancak oraya gittiklerinde kızları garip davranmaya başlamıştır. Müzenin içerisinde yer alan Mısır bölümüne gittiklerinde Dorothy donakalmıştır. Ailesinden eve gitmelerini istemiş ve kendisinin oradaki cam ile çevrilmiş olan mumyayla oturmuştur.

Bu durum ailesinin tuhafına gitmiştir. Uzaktan onu izleyen ailesi onun müzenin içerisinde yer alan heykellerin etrafında  koşarak oyun oynamasını ve o heykellerin ayaklarını öpmesini görmüşlerdir. Şaşkına dönen ailesi bu olaydan sonra işlerin daha kötüye gideceğini düşünmüşlerdir.

Neredeyse depresyona giren ve davranışlarında büyük değişiklikler olan Dorothy, eski Mısır fotoğraflarını inceleyerek kendisinin asıl vatanının orası olduğu söylemiştir. Oraya gitmesi konusunda ailesine oldukça ısrarda bulunmuştur.  Eski Mısır fotoğraflarına bakarken bir gün dikkatini Abidos’taki ”1. Seti Tapınağı” üzerine yoğunlaştırmıştır. Bu fotoğraf onu çok heyecanlandırmış ve babasının yanına koşarak gitmiştir. Babasına fotoğraftaki yeri göstererek oranın kendisinin ilk ev olduğundan bahsetmiştir.

Bu tapınağın fotoğrafını bulmadan önce rüyalarına eski Mısır evleri ve yeşilliklerinin girdiğini söylemiştir. Onun Mısır’a olan ilgisi giderek artmıştır. Ruhanilik hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için çalışma gruplarına dahil olmuştur.

Yıllar sonra Mısırlı bir erkek ile hayatını birleştirmiş, Kahire’ye taşınmış ve Seti isminde bir bebekleri olmuştur. Dorothy’in ismi ise Omm Seti olarak anılmaktadır. Onun evliliği fazla sürmemiştir. Çünkü geceleri trans haline geçmesi ve ruhsal ilişkiler hakkında saçmalıklarda bulunması kocasının delirmesine yol açmıştır.

Kendi hayatını ayrıntılı olarak anlatan bir 70 sayfalık kitap bulmuştur. Kom El Sultan tapınağında bir rahibe olarak yaşamını sürdürdüğünü ve 14 yaşındayken Firavun Seti’ den evlat sahibi olduğunu söylemiştir. Bekaretini kaybetmesi üzere rahibelik yeminini çiğnemiş olarak ve Firavun’un suçlarından dolayı onu cezalandırılmaması adına cezasını kendisi vermiş canına kıymıştır.

Hiyeroglifler bununla birlikte onunla manevi olarak karşılaşmaların hesaplarını içermektedir. Bunlar Mısır’ın yeraltı dünyasında Set ile yeniden bir arada olmayı düşünmüşlerdir.

Bu hikaye Omm Seti’nin arkeologlara Tapınak Bahçesi’nin tam olarak yerini bulmalarına yardımcı olmuştur. Ancak birçok kişi tarafından da onun tuhaf bir deli olduğu yönünde olmuştur.

O bununla birlikte arkeologları tapınağın kuzeyinde keşfedilmemiş bir tünele götürmüştür. Yaşamının geri kalanını Abidos Tapınağı’nda geçirdikten sonra 1981 yılında vefat etmiştir. Omm Seti’nin anıları, hayalleri ve Mısır hakkındaki bilgisi için herhangi bir rasyonel açıklama olmamıştır. Gizemli kalarak akıllarda yerini almıştır.
 

9.Çin Cüce Köyü

 

Çin’de yer alan bu köy oldukça gariptir. Ülkedeki köyler genel olarak şehir merkezine uzak olsalar da bu köy diğerlerinden baya farklıdır. Uzmanlar Siçuan Eyaletinde yaşamlarını sürdüren Yangsi sakinleri ile son derece dikkatle ilgilenmişlerdir. Bu ilgilerinin sebebi ise orada yaşayan insanların yaklaşık olarak yarısı cücedir. Bilim insanlarının araştırma konusu olmuştur.

Orada yaşayan insanların söylentilerine göre 60 yıl önce gizemli bir hastalık meydana gelmiştir. En çok etkilenenler ise 5-7 yaş arasındaki küçük çocuklarmış. Meydana gelen bu hastalık çocukların büyümesine engel olmuştur. Bilim insanlarına göre bu geç büyüme sadece 20 bin kişiden birinde görülme ihtimali vardır. Bu sebeple köydeki bu durum sıradan bir olay değildir.

Gizemli hastalık çocukların bazılarına acı çektirmiştir. Yetişkinlerin bazılarının meydana gelen çocuklarının ancak 1 metre kadar büyüdükleri gözlemlenmiştir. Çin bu durum karşısında köye olacak ziyaretleri kabul etmemiştir. Bu hikayeden de şehir efsaneleri oluşmaya başlamıştır.

Çeşitli söylentiler oluşmuştur. Bunlardan bir tanesi; köy halkı karanlık güçlerin evlerini ele geçirdikleri ve atalarının uygunsuz gömülmelerine karşı sinirli olmalarından köy halkını lanetlediklerini düşünmektedirler. Bir diğer görüş ise;  sorunun kaplumbağa olduğu yönündedir. Köylülerden bazıları kara kaplumbağa yakalayarak onu pişirirmiş. Yedikten sonra ise tuhaf hastalık köye bulaşmıştır.

Köy halkı yaşanılan bu kötü olaylardan sonra düzelmeye başladıkları gözlemlenmiştir. Yangsi hastalıktan kurtulmuştur. Genç olan nesil bu hastalığı yaşamamıştır.


 

**Kaynak: Bilgi Kurdu

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum