PELİN ERKOCU-RÖPORTAJ
ADANA (GÜNAYDIN) - Vizyonda olduğu dönem gişe rekorları kıran, Türk sinema tarihinin en pahalı yapımı olan 'Fetih 1453'ün Fatih Sultan Mehmet'i, Adana Devlet Tiyatrosunun başarılı oyunlarından Küheylan’ın Alan Strang’ı Devrim Evin oyunculuğa nasıl başladığını oyunculuktaki yol haritasını anlattı.
Tiyatronun politik bir sanat olduğunu savunan Evin, ‘Bir insan fanusun içinde yaşıyorsa ve kendisine sanatçı diyorsa, toplumun meselelerinden uzak kalıyorsa orada büyük problem vardır. Sanatını icra etmeyi kestiyse sadece bu işlerle ilgileniyorsa bu da bir problemdir…’ dedi.
“Şeyh Bedreddin’e yatırım yapacak yapımcı bulmak zor”
İleride Şeyh Bedreddin’i oynamak istediğine değinen Devrim Evin şu ifadeleri kullandı: “Bedreddin’e bakıyoruz sarayın hizmetinde keyfi yerinde bir adam olabilecekken onların zulmüne karşı halkın yanında yer almış birisi… Böyle insanları bulmak çok zor… Şeyh Bedreddin sermayeye ve iktidara başkaldırmış birisi… Tabii sinemada bunlara yatırım yapacak yatırımcı bulmak Türkiye’de zor”
Oyunculuğa nasıl başladınız? Bize o süreci anlatır mısınız?
Babam emekli polis o dönemde Trabzon’da görev yapıyordu ve ben de liseye gidiyordum. Bir gün lisede tiyatro seçmeleri yapıldı. Nancy H. Kleinbaum’ın meşhur eseri Ölü Ozanlar Derneği’nin tiyatro versiyonunu hocalarımız sahnelemek üzere bir seçme açtılar. Ben de o seçmeye katıldım. Trabzon’da okuyan çocuklar genelde Karadeniz çocukları oldukları için şiveleri vardı. Aslen Adıyaman Gölbaşı’lıyım. Oralı olmadığım için Türkçem daha düzgündü. Gruba seçildim ve orda tiyatro yapmaya başladım. Bu hiç bitmedi her sene bir oyunda yer almaya başladım. Daha sonra amatör tiyatro yapmaya devam ettim. Son sınıftayken hocam provada ‘Bu işi meslek olarak yapmalısın, bunu yapmak ister misin?’ dedi. O zamana kadar bilmiyordum tam olarak nasıl olduğunu. Hocam anlattı, konservatuara gidiyorsun Kültür Bakanlığı, Devlet Tiyatroları sınavlarına giriyorsun diye… O zamanlar şimdiki gibi televizyon programları, diziler o kadar yok. O hocamın açtığı yolla girdim. İlk girdiğim sene konservatuarı kazanamadım. Bizim zamanımızda iki basamaklı üniversite sınavı vardı ben de boşta kalmayım dedim ve Jeoloji Mühendisliği Bölümü’ne girdim. Birinci sınıfı okurken konservatuara tekrar hazırlandım. Birinci sınıfı bitirdiğim sene konservatuarı kazandım. Ve böylece adım atmış oldum. Yani 14 yaşımdan itibaren bu işi yapacağım belliydi.
Aileniz nasıl karşıladı oyunculuğu seçmenizi?
Ailem her konuda tamamen destek oldu. Erkek kardeşim de oyuncu o da Hacettepe mezunu ben 2001’de mezun oldum o 2009’da mezun oldu. Ona vesile olan kişi benim. Babam ‘Hangi işi yaparsanız yapın, onun en iyisini yapın’ felsefesine inanan bir adam. Rahmetli büyükbabam da onları öyle yetiştirmiş. Babam da bizi öyle yetiştirdi. Hiçbir zaman şu mesleği seçin diye bir yönlendirme yapmadı. Babam iyi bir meslek seçelim insanlara hizmet edelim, onurlu insanlar olalım, şerefli namuslu olalım, yaptığımız işi çok iyi yapalım düşüncesinde oldu.
İki sinema filminde tarihi karakterleri canlandırdınız. Tarihi bir karakteri canlandırmak başka karakterleri canlandırmaktan zor mu?
Çekim koşulları ön hazırlığı, set hazırlığı ile beraber ilk filmim üç yıl sürdü. İkinci filmim bir buçuk yıl sürdü. 21.yüzyılda bu dönemde 13.yüzyıla dair, 15.yüzyıla dair hikâye anlatıyorsanız gerçek mekânı hazırlamanız gerekiyor. Bu açıdan ön hazırlığı çok fazla oluyor. Genelde sinema filmleri Türkiye’de dört, beş haftada falan çekiliyor. Bu işler biraz daha uzun zaman alıyor. Bu yüzden fedakarlık gerektiriyor.
Bu ön hazırlığın fazla olan filmlerde oyuncu ne gibi hazırlıklar yapıyor?
Üç yılını iki yılını bu işe veriyorsa başka bir iş yapamıyor oyuncu. Devamlılık denilen bir şey var. O döneme dair okumalar yapıyorsun, hazırlıkları tamamlıyorsun, at biniyorsan, kılıç kullanıyorsan onların eğitimlerini alıyorsun. Uzun bir süreç…
Fetih 1453’de Fatih Sultan Mehmet’i canlandırdınız. Büyük ses getiren bir yapımdı adeta o rolle özdeştiniz. Uzun zaman geçmesine rağmen hala Fatih diye anılmak sizi rahatsız ediyor mu?
Hayır etmiyor. Bu bütün dünyada böyledir aslında. Bütün aktörlerin bir çıkış rolü vardır. Sonrasında hangi rolü oynarsa oynasın yine o rolle anılır. Bu hep böyledir. Tabi benim daha sonra oynadığım rolleri izledikleri zaman da (şimdi oynadığım Küheylan’daki gibi ) benim o olduğuma inanamayan insanlar da oluyor.
Biz de Küheylan’ı izlerken aynı şekilde inanamadık ..
Çünkü ben burada 17 yaşında İngiliz genç bir çocuğu oynuyorum. Başka bir karakter, diğer tarafta Fatih Sultan Mehmet, Yunus Emre, ya da geçen sene oynadığım Lazaritsa’da Bulgar bir köylü… Oyunculuk zaten böyle bir şey hamur gibi değişebilmen lazım… Sürekli başka bir şey olabilmen lazım... Sesinle, tavrınla, fiziğinle değişebilmen gerekiyor.
Oyun öncesinde neler yaparsınız?
Kendime göre dinlenme çalışmalarım da var. Tiyatroya erken geliyorum. Burada vakit geçiriyorum. Spor yapıyorum. 17,18 yaşımdan beri sürekli spor yapıyorum. Sürekli egzersiz yapıyorum. Şuan 38 yaşındayım. 17 yaşındaki bir genci oynamamı da buna borçluyum.
Örnek aldığınız hayran olduğunuz bir oyuncu var mı?
Örnek aldığın bir oyuncu ya da bir usta diye bakmıyorum. Benim Türkiye’de ve yurtdışında eğitim aldığım, izlediğim ustalar ya da yaşıtlarım oldu. Hepsinden bir şekilde örnek alıyorsun. Ama sonuçta kendi tekniğini, kendi yöntemini oluşturuyorsun bir şekilde. Bunu oluşturmak zorundasın, yoksa kaybolursun. Ben Türkiye’de Ankara Konservatuarında Cüneyt Gökçer ile yaptığım eğitimi bitirdikten sonra yurtdışında çok önemli ustalarla çalışma fırsatı yakaladım. Bu yıllarca devam etti. Orada başka bir teknik ile çalıştım. Zaman içerisinde konservatuardaki mesleki tiyatro eğitiminin üzerine fiziksel tiyatro eğitimi ile beraber pekiştirip kendi tekniğimi oluşturdum. Bu anlamda kendi haritamla ilerliyorum.
Oynamayı istediğiniz ve henüz oynamadığınız bir rol var mı?
Tiyatroda bu sora bana üç yıl önce sorulduğunda Küheylan’ın Alan Strang rolü demiştim. O rolü ilk Trabzon’da lisedeyken izlemiştim. Yine oyunu Malcolm Keith Kay yönetmişti, Alan Strang ‘I Canberk Uçucu oynamıştı. Lise ikinci sınıfa gidiyordum. ‘Ah bunu bir gün ben oynayabilir miyim?’ demiştim. Yıllar sonra artık helalde oynayamam dedim. Bu sene bu rol bana gelince içimde kalan rollerden birini oynamış oldum. Sinemada yapmak istediğim yapımcıların şuan çok eğilmediği bir rol var. Şeyh Bedreddin’i oynamayı çok istiyorum. Tiyatroda Şeyh Bedreddin yapıldı yapılıyor. Tiyatro daha az sayıda insana ulaşabiliyor. Örneğin biz Küheylanı 6. Haftamızda oynuyoruz. 8-9 bin kişiye ulaşabildik. Bu sinema filmi olsaydı milyonlarca insana ulaşılabilirdi. Sinemanın gücünü burada kullanmak gerek. Bedreddin’i bir gün yapabilmek isterim.
Neden Şeyh Bedreddin?
Bedreddin’e bakıyoruz sarayın hizmetinde keyfi yerinde bir adam olabilecekken onların zulmüne karşı halkın yanında yer almış birisi… Bunları korkmadan dile getirmiş… Böyle insanları bulmak çok zor… Genelde insanlar kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi severler. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın gibi… Şeyh Bedreddin sermayeye ve iktidara başkaldırmış birisi… Tabii sinemada bunlara yatırım yapacak yatırımcı bulmak Türkiye’de zor.
Sosyal bir yönünüz de var toplumsal olaylar karşısında sessiz değilsiniz doğru mu?
Tekel direnişi, öğretmenlerin ayaklanması, havayolu işçilerin ayaklanması, sağlık emekçilerinin ayaklanması… Ezilen her sınıfın ayaklanmasında ben varım. Çünkü onlar seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Benim de onların sesini daha çok duyulmasını sağlayacak bir durumum varsa bunu kullanırım. Bunun insan olarak görevim, sanatçı olarak görevim bu… Bu siyasi, partizan bir tavır değil politik bir tavır… Politika ve siyaset birbirinden farklıdır. Tiyatro sanatı politik bir sanattır. İyiyi güzeli kafadan seçer. İyinin güzelin karşısında olan her şeyin muhalifidir, olmak zorundadır. Burada iyi ve güzel sübjektif değil objektif iyi ve güzeldir. Bir insan fanusun içinde yaşıyorsa ve kendisine sanatçı diyorsa toplumun meselelerinden uzak kalıyorsa orada büyük problem vardır. Sanatını icra etmeyi kestiyse sadece bu işlerle ilgileniyorsa bu da bir problemdir… Ben sanatımı da devam ettirip, toplumsal meselelere de uzak kalmadan her ikisini beraber yapmaya özen gösteriyorum. Bu yorucu bir şey ve belki de bizim kariyerimizi engelleyen bir şey gibi görünebilir. Ama uzun vadede her insanın amacı onurlu bir isim bırakmak onurlu bir sanat eseri bırakmak ise kazananın her anlamda böyle davranan insanlar olduğunu düşünüyorum.
Şimdiye kadar hazırlandığınız en zor rol hangisi?
Küheylan zor rollerden biriydi. Alan Strang hem fizik olarak zor hem de derin bir rol. Mesela sakalı bıyığı kestim, 10 yıldır kesmiyordum. Rolü hep çok istediğim için ana hatlarını biliyordum ve kendimi yönetmene Malcolm Keith Kay’ in önlendirmesine bıraktım. Onun yönlendirmesiyle beraber kendi egzersizlerimi sporumu yapmaya devam ederek provalarda da yönlendirmelerden sapmadan yönetmeni takip ettim.
Sizce Küheylanın bu kadar ilgi görmesinin nedeni ne?
Doğru insanların buluşması çok önemli… Bu eserde Malcolm Keith Kay’i çok önemsiyorum. Eğer bu eseri başka biriyle çalışıyor olsaydım bu kadar iyi oynayamazdım. Malcolm Keith Kay çok önemli bir usta ben de kendimi ona bırakarak hazırlandım. Kendisi samimi olmayan, göze batan hiçbir şeyi kabul etmiyor ve sizi doğruyu bulana kadar itiyor. Oyunun başarısının en az yüzde ellisi yönetmene ait.
Devlet tiyatroları yeterli ilgi görüyor mu? Adanalı sizce yeterli ilgiyi gösteriyor mu?
Devlet tiyatrolarında izleyici sayısı yüzde 90’ın altına düşmez. Küheylan da üst sıralarda yer alıyor. Salon kapasitemiz ortalama 368 kişi ve 230-250’nin altına inmedik. Adana kozmopolit bir şehir, büyük bir şehir. Adana Devlet Tiyatrosu 1981’de kurulmuş, çok köklü bir tiyatro ama birçok insan tiyatronun yeri tam olarak bilinmiyor. Genelde Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonuyla karıştırılıyor. Bu biraz şehrin o yönde ilerlemesiyle alakalı olabilir. Belki devlet tiyatrosunun o tarafa yeni bir sahne açmasıyla çözülebilir. Bu teknik imkânlar tabi biraz devletle alakalı. Burada sanatçı olarak sayımız çok az… Burada bir salondaki oyunları bile çıkartmakta zorlanıyoruz. Bize kadro verilmiyor. Uzun yıllar sınavlar açılmıyor. Bunlar yapılırsa bence şehirde ilgi daha da artar. Adanalılardan genelde şunu duyuyorum; ‘Oyun saat 10 da bitiyor eve nasıl döneceğim’ Böyle bir ulaşım sorunu da var. Ben burada 11. yılımı tamamlıyorum. Bu güne kadar Adana da iyi işler yaptım, seyirciden de geri dönüşümler iyi oldu. Adana’da tiyatro yapıyor olmaktan mutluyum. Değişken bir seyircimiz var genelde üniversite öğrencileri, memurlar seyircimiz oluyor. İsteriz ki mahallere de ulaşalım. Ama tabi belediye tiyatroları bu konuda doyuruyor. Adana dışında bu kadar fazla tiyatrosu olan il yoktur herhalde. Seyhan Belediye Tiyatrosu, Çukurova Belediye Tiyatrosu, Büyükşehir Belediye Tiyatrosu, Adana Devlet Tiyatrosu… İlgi var ki bu kadar tiyatro açılabiliyor.
Televizyon dizileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Televizyon dizileri sanat eseri değil. Sanat eseri olmadığı için orada yapılan iş sanat değil.. Dolayısıyla orada insanlar para kazanmak için bir şeyler yapıyorlar. Bir tiyatro sanatçısı orada oynuyorsa bunu yan gelir olarak yapıyordur. Bu dünyada da böyle ondan bir sanat beklemeğe gerek yok. Önlerine bir senaryo geliyor oyuncu oynamayı kabul ediyorsa oynuyor parasını kazanıyor ve devam ediyor. Reklamlardan çok farkı yok bir ürün meselesi. Tabi o işler yapılırken çalışma koşulları çok ağır. Emek sömürüsü var. Birlik gerekiyor. Sendikanın bu anlamda çalışmaları var. Oyuncuların ve diğer set emekçilerinin birlik beraberlik içerisinde bu çalışma düzenine karşı toparlanması gerekiyor. Haftada 6 gün 20 saat çalışarak bu işler olmaz. Dünyada olan koşullara dönerse, televizyonda yapılan bazı eserler sanat eserine dönebilir…
Yakında yeni bir projeniz var mı?
Şuan İstanbul’da hazırladığım tek kişilik bir oyun var (Genç Werther'in Acıları) onu şimdi durdurduk bir takım nedenlerden dolayı askıya aldık... Şuan sadece Küheylan’a devam ediyorum.
Boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?
Adana’da boş zamanım olmuyor. İstanbul’da yaşıyorum ve Adana’ya sadece oyun için geliyorum. İstanbul’da da boş zamanımda dinleniyorum, arkadaşlarımla vakit geçiriyorum.
Oyuncu olmak isteyen gençlere önerileriniz var mı?
Şuanda bu meslek şöhret, ün, para gibi görünüyor. Gerçek bu değil. Kendilerini adayabileceklerse bütün yaşam biçimini değiştireceklerse, bu meslekten başka hiçbir şey yapamayacaklarına inanıyorlarsa bu işi seçsinler yoksa seçmesinler…
Yorumlar 7
Kalan Karakter: