keşke
ateşten ve
yazıdan önce
insanlığı bulsaydık!
belki ege’nin mektubu karşısında duygulanırdık!
***
önce babası can dündar’ın oğlu ege için yazdıklarını okuyalım:
‘… oğluma bir kırmızı bisiklet aldık. binmeyi öğrenene kadar dengesini sağlasın diye arkaya iki küçük tekerlek taktırmaya gittik. çok görüp geçirdiği belli, bıçkın bir usta, lastiklere hava basarken ‘yedek tekerleri boş verin’ dedi, ‘...iki tekerle binmeyi denesin. yardımcı olursanız 1 saatte öğrenir. yoksa yedekleri atması aylar alır. düşse de aldırmayın, düşe kalka öğrenir sürmeyi...’
***
öğüdü tuttuk ve açık alanda ilk denemelere giriştik. önce pedal basmayı, fren sıkmayı anlattım, sonra selede dengede oturmayı...
oturdu.
ayakları pedala zor uzanıyor, düşmekten korkuyordu. ‘hiç korkma, ben daima yanında olacağım ve seni tutacağım’ dedim.
güvendi.
***
sol elimle gidona, sağ elimle seleye yapıştım; burnumu çocuksu kokular saçarak dalgalanan saçlarına gömüp kırmızı bisikletin yanı sıra koşmaya başladım; önce ağırdan alan, giderek hızlanan bir tempoda...
o, yüzünü yalayan rüzgarın ve emin ellerde olmanın keyfiyle kahkahalar atarken ben bisikleti dengede tutmak için büyük enerji harcıyor, tekerden hızlı koşma çabasında nefes nefese soluyordum.
kolay değil; istikballe yarışıyordum.
***
bir süre sonra yoruldum.
‘şimdi kendin binmeyi deneyeceksin’ dedim.
çekindi biraz.
‘süremem’ diye diretti.
‘sürersin’ dedim, ‘ben hemen arkandayım’.
önce ürkerek bastı pedallara... kırmızı bisikletin dengesi bozuldu. fark ettirmeden seleden tutup düzelttim.
acemi sürücüyü iltifatlar ve ıslıklarla yüreklendirdim.
şimdi bazen arkasından tuttuğumu bilmeden bisikleti kendisinin sürdüğünü sanıyor, bazen ise tuttuğumu sanıp gerçekten kendisi sürüyordu.
zamanla bisikleti kimin yönettiğini ayırt edemez oldu.
oysa ben farkındaydım: kırmızı bisiklet uçmaya hazırlanıyordu.
***
bir saatin sonunda artık iki elim havada bisikletin yanında koşturuyordum.
ellerimi görüyor, her an tutabileceğimi biliyor, bunun verdiği güveni, kendi başına sürebiliyor olmanın özgüvenine katık edip direksiyona sımsıkı yapışmış halde pedala basıyordu.
giderek hızlandı.
bir süre sonra yetişemez olup peşini bıraktım. kırmızı bisiklet sendeledi ilkin, bir o yana, bir bu yana yattı, sonra toparlanıp çığlıklarla kanatlandı.
ardından bakakaldım’.
***
‘kırmızı bisiklet’le uçan o çocuk büyüdü
babasının, ‘kalbim ege de kaldı’ dediği çocuk!
can dündar’ın ‘kırmızı bisiklet’ aldığı çocuk ege!
cezaevindeki babası için, ‘bu kinci şiddetin hükmünden bıktım usandım. avrupa’daki veya ülkemdeki kimi siyasetçiler gibi çıkar ilişkileri içinde bu suçluların önünde ilkelerini soyup kahpeliğe sürenlerin önünde ceket iliklemeyi de reddediyorum. yüz binlerle ya da yapayalnız, ben karşınızda dimdik ayaktayım. bir evladı babasından ayırabilirsiniz ama zafer aramayan bir adama yenilgiyi tattıramazsınız. bir kadını kocasından alıkoyabilirsiniz belki ama gerçeklere duvar öremezsiniz.’ diye mektup yazan çocuk!
***
‘kırmızı bisiklet’le uçan o çocuk adana’daydı!
silivri cezaevi’nde tutuklu bulunduğu için adana'daki edebiyat festivaline katılamayan cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni can dündar adına hazırlanan plaket, oğlu ege dündar'a verildi
ve adana’dan önemli mesajlar gönderdi ege, gideceği yerlere!
***
can dündar, ege doğduktan sonra ‘kırmızı bisiklet’i yazmıştı
bakalım, bu duygusal ve yürek yakan satırların sahibi ege,
babası can için hangi kitabı yazacak!
kalbi babası için nasıl atacak!
Yorumlar
Kalan Karakter: