Av. Türktekin, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
"Ankara'da, yaklaşan NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında gözaltına alınan 225 kişiden 103'ünün tutuklanmış olması; kişi özgürlüğü, hukuk devleti ilkesi ve ölçülülük bakımından ciddi soru işaretleri doğurmuştur.
Operasyonların zamanlaması da kamuoyunda haklı ve ciddi tartışmalara yol açmıştır.
Kamuoyunun haklı olarak sorduğu soru şudur: Eğer söz konusu kişiler hakkında tutuklamayı gerektirecek somut şüphe ve deliller mevcut idiyse, neden bu işlemler tam da uluslararası bir zirve öncesine denk gelen bir dönemde gerçekleştirilmiştir?
Çünkü hukuk, zamanlaması itibarıyla dahi kamu vicdanında tereddüt oluşturacak uygulamalardan uzak tutulmalıdır.
Güvenlik politikaları ise hukukun evrensel ilkelerinin ve masumiyet karinesinin önüne asla konulamaz.
Buna rağmen iktidar, yöneltilen eleştirileri hemen her defasında "terörle mücadele" söylemi ile geçiştirmeye çalışmaktadır.
Oysa bir hukuk devletinde güvenlik ile özgürlük birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan değerlerdir. Ve hukuk, iktidarın değil; milletin ortak güvencesidir.
Buna karşın ülkemizde yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda oluşan toplumsal güvensizlik her geçen gün daha da artmaktadır.
Bir hukuk devletinin yalnızca tarafsız olması değil, tarafsız görünmesi de zorunludur. Fakat iktidar, yargının bağımsızlığına ilişkin güveni tesis edemediği gibi, yargının tarafsızlığına dair toplumsal kaygıları da gidermemekte ısrar etmektedir.
Yargının görevi toplumu sindirmek değil, toplumun tamamı için adalet duygusunu güvence altına almaktır. Yargı kararları, güvenlik gerekçesiyle dahi olsa, toplumda korku ve suskunluk iklimi oluşturacak bir araç olarak kullanılamaz.
Kamu vicdanını yaralayan bir diğer husus ise tutuklananlar arasında akademisyenlerin, gazetecilerin, hukukçuların ve çevre hakları alanında çalışan sivil toplum gönüllülerinin bulunmasıdır. Toplum adına söz söyleyen, bilim üreten ve kamu yararı için çalışan insanların özgürlüklerinden mahrum bırakılması; ancak açık, somut ve hukuken denetlenebilir gerekçelerle açıklanabilir.
Özetle, adalet; siyasi konjonktüre, gündelik hesaplara veya uluslararası gelişmelere göre şekillendirilemez.
Gelecek Partisi olarak yetkililere sesleniyoruz:
Tutuklama, bir cezalandırma yöntemi değildir. Tutuklama ancak zorunlu hallerde başvurulabilecek istisnai bir koruma tedbiridir.
Hukuk güvenliğinin korunması ve adalete olan inancın zedelenmemesi için soruşturma süreçlerinin şeffaf biçimde yürütülmesi bir tercih değil, uyulması gereken bir zorunluluktur.
Bu itibarla, yapılan kitlesel tutuklamalara itiraz ediyor; yürütülen tüm soruşturmaların şeffaflık, somut delil, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini buradan bir kez daha yüksek sesle ifade ediyoruz.
Hukuk herkese lazım!"
Yorumlar
Kalan Karakter: