Bir yanımız bizi göğe yöneltir, semanın çocuğu yapmak ister; öbür yanımız bizi buraya, toprağa çeker, yeryüzünün kurdu olmaya çağırır.
Bir tarafımızla ruhumuzun kanatlanmak istediği ucu açık sonsuz bir evren, diğer tarafımızla burayla sınırlı kapalı bir sistem! Arzuya şayan-makbul özgürlük dünyevi tabiatımızın yoğurduğu nefs-i emmarenin her istediğini yapabilme gücü ve imkânı değildir; bir şey yapabilmek salt fiildir-eylemdir (istita’e). Eylemlerimizi anlamlandıran ahlaki içerikleri ve yöneldikleri gayeleridir. Liberalizm eylemi yüceltir, oysa her eylem iyi değildir. Bize iyiliği mümkün kılan eylem ahlaki olandır. Kibir, hırs, yalan, sömürü, zina, bencillik, istifçilik, bedenin teşhiri, zulüm, gasb birer eylemdirler, ama “ahlaki” değildirler. Yunancada ethos, toplumun hakim inanç, âdet ve pratik geleneğindeki yerleşik ahlaki unsuru ifade eder. Arapça “ahlak” kelimesinin kökenindeki “hulk” da buna yakın anlamda insanın tabiatındaki yerleşik durum demektir. “Ahlak” hulk’un çoğulu olup huy, tabiat (doğa), mizaç, seciye gibi anlamlara gelir. İnsana ait bu hasletlerin yaratılışa uygun şekillenip gelişmesi ahlakın çerçevesini oluşturur. Ahlak hem normatiftir hem de süren bir düzene işarettir. Nasıl varlık aleminin yaratılışında süren bir düzen ve bu düzenin her aşamasında kendini hissettiren kurallar bütünü varsa, insanın tabiatında da yerleşik bir düzen ve kurallar, normlar sistemi var. Şu var ki insanın ahlaki düzeni tabiat yasaları gibi mekanik değildir. Kozmik düzende ve tabiat yasalarında irade söz konusu değilken insanın ahlaki fiillerinde irade rol oynar.
Ahlak, üzerinde yaratılmış bulunduğumuz şeyin kendisidir. Nasıl evren, kozmik düzen, tabiat ve tabiat yasalarının yaratıcısı Allah ise ve bu yüzden varlık aleminin tamamını Allah’a refere etmemiz gerekiyorsa hakikati ve ahlakı da Allah’a refere etmek durumundayız. Ahlak bize dışarıdan dayatılmış değil, yaratılışımızda vardır ve insan olmaklığımızda tamamlayıcı süreçlerin özü ve aslıdır. Varlık belli bir amaca doğru işler ve yürür; insan da belli bir ahlaki gayeye doğru kemale ulaşmak ister. Bazan da bunu önemsemez, reddeder; böylelikle toprağa, dünyevi tabiatının baskın tutkularına bağımlı kalır; yeryüzüne çakılır. Bu insanın evrenin veya kucağında gözünü açtığı tabiatın düzenine aykırı düşmesi, onunla çatışma içine girmesi demektir. Yoldan çıkan (fasık) kendi asli fıtratıyla, fıtratının ruhu ilahi tabiatla da çatışma içine girmiş olur.
Ahlak insanın dünyevi tabiatını dizginleyip öz varlığını kötü, yanlış ve çirkin (münker) olandan arındırarak kendi özüne ve onun dolayımında kemale erme konteksidir. Bu yatakta iyi, hak, doğru ve güzel (ma’ruf) bir arada bulunmaktadır.
İnsan değer üretmek veya norm koymak üzere programlanmış değildir, bu onun yaratılışının sebeb-i hikmetinde yer almaz. Yükümlülüğü, vaz’edilmiş ulvi ahlaki değerleri bulup keşfetmek ve değerlerin kendisinden neş’et ettiği Hak ve hakikati aramaktır. Fıtrat (vicdan) ve akıl bu arayışta ve çabada yardımcı araçlardır. Fıtrat ve akıl Hak ve hakikatin anlaşılıp teşhis edilmesinde önemli rol oynarlar, ama kendileri ne hakikat vaz’ederler ne ulvi değer üretirler. Kendi başlarına buldukları hakikat fiziki gerçekliği aşamayan “zan”dır, ürettikleri değerlerin ulvi değer olma garantileri yoktur, çoğu zaman suflidirler. Pozitivizmin çöküşü bilimsel bilginin zan üzere geliştiğini gösterdi. Fıtrat bozulur, vicdan kararır, akıl tutulur. Nefsin, kibir, bencillik, tamah, tutku ve hırsların kontrol ettiği fıtrat ve akıl doğru iş ve işlev göremez. Bu elbette fıtrat ve aklı iptal etmemizi gerektirmez. Fıtrat ve aklın asli işlevlerini görmeleri onların vahyin ışığında çalışmalarına bağlıdır. Fakat heva ve hevesinin sultası altına girmiş olan insan vahyi de devre dışı bırakmak ister, bunu da asl’a ve usul’e aykırı “yorum”la başarmaya çalışır. İnsan, dini temelsiz “yorum”la tahrif eder. Ondan kurtulmaya çalışır. Böylesi için vahyin/Kur’an’ın da faydası olmaz: hasta olanın cahilce sağlıklı olduğunu iddia edip güvenilir hekime gitmeyi reddetmesi gibi. “Kendisinde şüphe olmayan Kitap takva sahipleri için yol göstericidir” (2/Bakara, 2).
(18 KASIM 2013 tarihinde zaman.com.tr'den alınmıştır)
Yorumlar
Kalan Karakter: