Bir önceki yazımda İsviçre’deki Diyalog Enstitüsü’nün organize ettiği aşure programından söz etmiştim.
Yine aynı konuya devam etmek istiyorum:
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı adına konuşan Hüseyin Hurmalı şunları söyledi:
“Konuşmama Cenevre ile Türkiye arasındaki tarihi bir ilişkiyi size belirtmek ile başlamak istiyorum. Ünlü filozof Jean-Jacques Rousseau’nun babası Isaac Rousseau 1705-1711 yılları arasında İstanbul’da yaşar. O tarihlerde İstanbul’da yaşayan yaklaşık 400 tane Cenevreli aile vardır. İstanbul’daki Cenevreliler topluluğunun kendi okulları, kendi papazları ve kendi kiliseleri vardı. Saat yapma işinde mahir oldukları için bu konudaki pazara İstanbul’da hâkimlerdi. Isaac Rousseau da bir saat tamircisiydi ve Osmanlı Sarayı’nın saatçisi olarak çalışmıştı. Cenevrelilerin namaz saatlerini gösterebilen saatler yapıyor olması sultanın çok ilgisini çekmişti ve sultan bu topluluğa ciddi maddi yardımlarda bulunuyor, onların dini bayramlarında hediyeler gönderiyordu.
Bu gelenek bize başka dinlere saygılı ve hoşgörülü olmayı öğretiyor. Ne yazık ki geçtiğimiz yüzyılda ise bunları unuttuk. Saygı, hoşgörü, sevgi ve anlayışın ne olduğunu unuttuk. Bunu gören Sayın Gülen 90’lı yıllarda bir grup gazeteci ve yazarla birlikte bu durumu değiştirmek için ve herkese saygı, hoşgörü, anlayış ve sevgi verme değerimizi tekrar canlandırmak için GYV’yi kurdu. Bu kurumlar günümüzde sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir tarafında faaliyet göstermekte. Ben inanıyorum ki, başkasının değerine ve kutsalına saygı sürdürülebilir barış için şart. Başkasına saygı duymamanın bir sebebi olmadığını hepimiz görüyor ve anlıyoruz.”
14 Nisan 2012 tarihli ŞALOM gazetesinde “Padişahlar da saat sever! Osmanlı’nın Galata Saatçileri” başlıklı yazısında MOİS GABAY diyor ki: “Ünlü yazar Jean Jacques Rousseau’nun babasının sarayda geçirdiği Constantinople anıları az bilinen tarihe ışık tutuyor. (…) Size ‘Fransız Devrimi’nin tohumları Galata’da atıldı’ desem ne dersiniz? Fransa’nın en önemli devrim yazarı, düşünürü ve siyaset kuramcısı Jean Jacques Rousseau’yu hepimiz biliyoruz. Peki Jean Jacques Rousseau’nun babası Isaac Rousseau’nun Topkapı Sarayı’nda saat tamircisi olduğunu hiç duymuş muydunuz? Peki annesi küçük yaşta ölen Jean Jacques Rousseau’nun kitaplarında bir o kadar bahsettiği Constantinople’u orada 6 yılını geçiren, Galata’nın âlemlerine katılan babasından öğrendiğini biliyor muydunuz? Hiç kuşkusuz Jean Jacques çoğu düşüncesinde babasının hayatı ve deneyimlerinden etkilenmiştir.”
“Şu an hâlen Galata’da Isaac Rousseau’nun yaşadığı yerde isminin bulunduğu bir levha bulunuyor.”
“Jean Jacques Rousseau babasından birçok eserinde sarayın saatçisi diye övgü ile söz ederken 26 Temmuz 1762 tarihinde ‘Correspondance’ isimli Marcet’ye kızgınlıkla yazdığı bir mektubunda ise ‘il vaudrait mieux etre ne Turc que Genevois’ (Cenevreli doğmak yerine, Türk doğmak varmış!) diye söz ediyor.”
Bu aşure programında, saatçiliğin merkezlerinden Cenevre ile İstanbul arasındaki tarihi bağı ve Osmanlı’nın diğer din mensuplarına hoşgörüsünü de anlamış oluyoruz…
(25 KASIM 2013 tarihinde zaman.com.tr'den alınmıştır)
Yorumlar
Kalan Karakter: