tam da zamanı
bir kez daha
ama derinlemesine okunması gereken bir kitap
‘şeriatçı şiddet ve ölü ozanlar kenti sivas’
22 yıl önce madımak yakıldığında yürekli bir muhabir refleksiyle adana’dan kalkıp sivas’a giden çetin yiğenoğlu’nun eseri.
madımak’tan yanık insan kokusunun yayıldığı sivas’a ilk giden gazetecilerden…
kitap, bu yönüyle ayrı bir değer taşıyor.
okurken, her bir sayfasında emeğin ve alın terinin kutsallığını görüyorsunuz
***
günümüzdeki gibi, kalem artıklarının ve açacak kirlerinin internetten kopyala yapıştır yaparak, bir haftada hazırladığı kitaplardan değil.
ömründe hiç yüzünü bile görmediği, konuşmadığı, tartışmadığı insanların bilgilerini internetten toparlayıp sanki 40 yıllık dostuymuş gibi yutturanların kitaplarından hiç değil.
adana’dan kalkıp sivas’a kadar gidilmiş ve her satırı ayrıntıların içinden doğru parçalar seçilerek yazılmış kıymetli bir eser
okuyunca bana hak vereceksiniz
***
adana... 20 haziran 1995
‘sevgili mustafa’ya…’ diye başlayan adıma imzalı bir kitap.
çetin yiğenoğlu bu kitabı bana tam 20 yıl önce imzalamış
duygulandım
2 temmuz acısıyla alıp yeniden okudum.
ta o günlerde altını çizdiğim bir yer var;
yobazlar, ‘cehennem ateşinde yanıyorlar’ çığlıkları arasında kendilerinden geçerlerken, kim bilir belki de öbür dünyada cenneti garantilemenin erincini duyuyorlardı
***
ne kadar tanıdık bir açıklama değil mi
kobani’yi kan gölüne çeviren çeteler de ‘insan öldürenin cennete gideceğini’ söylüyorlar
şimdi soralım, 22 yıl önce madımak’ı yakanlarla, insan öldürenin cennete gideceğini söyleyen çeteler arasında ne fark var
o gün onlardı, bugün bunlar
eğer inanıyorsanız kur’anın hangi ayetinde insan öldürenin cennete gideceği yazıyor
eğer inanıyorsanız peygamberin hangi hadisinde şiddet var
uhud savaşında, dişi kırılıp, dudağı ve yüzü yaralandığı halde ve miğfer halkaları şakaklarına battığı halde, ‘kavmime doğru yolu göster! çünkü onlar bilmiyorlar’ diye dua eden kim!...
onun izinden gittiğini haykırıp da insanları yakıyorsan, asıyorsan, kesiyorsan...
sen kimsin!
***
bu yıl 2 temmuzda…
bakın çetin yiğenoğlu ne diyor: ‘22 yıl önce sivas'a ilk giden gazetecilerdenim. madımak'la ilgili ilk dizi yazıyı, ilk kitabı yazdım. birkaç yıl sonra bir iki makale daha; o kadar.
sonra durdum, baktım, izledim.
görevimi yaptığıma inancım tamdı ama yüreğimde huzur yoktu. ilk iki baskısı kısa sürede biten kitabımın 3. baskısını yaptırma konusunda da tanımlayamadığım bir isteksizlik vardı. bunun nedeni yayıncımın beklenmedik ölümü değildi.
yıllık anmalarda da baskın duygum kıyıdan bakıp izleme yönünde oldu nedense.
bu durumum acaba neden kaynaklanıyordu. çok yanık kokusu, kızartılmış kuzu kıvamında yanmış insanlar, o cesetlerin kebapsı kokusunu koklamış biri olarak yaşadığım sürece unutamayacağım madımak yanığı da değildi neden.
o güzel insanları yakanların iktidarı ele geçirmesi de tam neden değildi.
madımaktan hala o kokunun yayıldığı günlerde gazetedeki yazımı akşam kamera karşısında tv izleyicilerine büyük pişkinlikle kendi yorumuymuş gibi okuyanların büyük etkisi oldu sanırım bu tutumumda. bunun yanı sıra her 2 temmuz'da şu ya da bu çıkar uğruna öne çıkmak için birbirlerini dirsekleyenlerin payı daha çok oldu.’
anlayana ağır bir cevap!
***
yiğenoğlu, ‘şeriatçı şiddet ve ölü ozanlar kenti sivas’ kitabında, ‘bu çalışmamızı inançlarından ötürü kimsenin kimseyi küçük görmediği, birbirine düşman olmadığı, insanların gönüllerinin sevgi dolu olduğu, çiçekler kadar güzel bir dünya için ders alınması dileğiyle yaptık.’ diyor
çiçekler kadar güzel bir dünyada kardeşçe yaşamak varken…
öyleyse, bu sivas niye!
Yorumlar
Kalan Karakter: