Her yeni kazanın ardından şu cümleleri kuruyoruz: "Çok acı", "Çok üzücü", "Bir daha yaşanmasın." Ancak ertesi gün başka bir şehirde, başka bir yolda, başka bir aile aynı acıyı yaşamaya devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde Adana'da yaşanan elim kazada bu acıya örnek. 23 yaşındaki Ümmü Elsun yaya geçidinden karşıya geçmek isterken yolcu minibüsü çarpıyor. Sürücü çarpıyor ve arkasına bakmadan da kaçıyor olay yerinden.
İddialara göre, sürücünün 2.63 promil alkollü olduğu söyleniyor. Alkollü bir sürücünün direksiyon başına geçebilmiş olması, ardından olay yerinden uzaklaşması ve daha sonra farklı açıklamalar yapması, tartışılması gereken çok daha büyük bir sorunu gözler önüne seriyor ama asıl soru şu:
Binlerce kişinin canı alkollü sürücülere mi emanet?
Her gün milyonlarca insan toplu taşıma araçlarına güvenerek işe gidiyor, okuluna ulaşıyor, evine dönüyor. Minibüsler, otobüsler ve servis araçları sadece bir ulaşım aracı değil; insanların hayatlarını emanet ettiği araçlar.
Peki bu araçların direksiyonunda bulunan kişiler ne kadar denetleniyor?
Alkol kontrolleri yeterince sık yapılıyor mu?
Toplu taşıma şoförleri göreve başlamadan önce düzenli alkol testinden geçiriliyor mu?
Yoksa denetimler, ancak bir can kaybı yaşandıktan sonra mı gündeme geliyor?
İşte toplumun vicdanını yaralayan nokta tam da burası.
Çünkü burada sadece trafik kurallarının ihlali değil, kamu güvenliğinin zedelenmesi söz konusudur. Bir kişinin alkollü şekilde direksiyon başına geçmesi, yalnızca kendi hayatını değil; araçtaki yolcuları, diğer sürücüleri ve yoldan geçen masum insanları da ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Üstelik olayın ardından yapılan çelişkili açıklamalar, sorumluluk bilinci konusunda da ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Şuan yapılan savunma, kendini aklamalar yapılan hatanın önüne geçebilir mi?
Ya da hayattan koparılan gençliğin baharındaki bir kızı geri getirebilir mi? Hayır!
Bugün Ümmü Elsun yarın bir başkası.
Aynı acıyı başka bir ailenin yaşamayacağının garantisini kim verebilir?
Cezaların ağırlaştırılması elbette önemlidir. Ancak cezadan önce caydırıcılık gerekir. Daha sık denetim, elektronik takip sistemleri, toplu taşıma şoförlerine yönelik zorunlu alkol kontrolleri ve etkin mesleki denetim mekanizmaları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü direksiyon başındaki kişinin yaptığı tek bir hata, onlarca kişinin hayatına mal olabiliyor.
Bir toplumun güvenliği, yalnızca yolların kalitesiyle değil, o yolları kullananların sorumluluk bilinciyle ölçülür.
Gerçekten binlerce kişinin canı alkollü sürücülere emanet edilebilecek kadar değersiz mi?
Bu sorunun cevabını yalnızca mahkemeler değil; denetim mekanizmaları, ilgili kurumlar ve hepimiz vermek zorundayız.
Çünkü trafikte kaybedilen her can, önlenebilecek bir ihmalkârlığın sonucudur. Ve hiçbir ihmalkârlık, bir insan hayatından daha değerli değildir.
Yorumlar
Kalan Karakter: