Röportaj: Remzi YILDIRIM
Bazı yazarlar vardır; yaşadıkları coğrafyayı anlatmazlar, o coğrafyanın hafızası olurlar. İşte Bu yazarlardan olan Şerif Kaya, Dağ köylerinden kasabalara, sürgün yollarından sınıf sıralarına uzanan hayatlarıyla yazdıkları arasında mesafe yoktur. Sözcükleri masa başında değil; yaşanmışlıkların, tanıklıkların ve suskun bırakılmış hikâyelerin içinden süzülür.
-Elinizdeki bu söyleşi, yalnızca bir edebiyatçının üretim serüvenini anlatmıyor. Aynı zamanda bu toprakların göçlerle yoğrulmuş acı tarihini, kadınların ve çocukların görünmeyen dramlarını, resmi tarihin satır aralarında kalan insan hikâyelerini gün yüzüne çıkarıyor. Şiirle başlayan bir yolculuğun, öyküye, romana ve belleğe dönüşme hikâyesi bu.
-Yazar, edebiyatı bir estetik oyun alanı olarak değil; tanıklık, sorumluluk ve vicdan meselesi olarak görüyor. Onun metinlerinde kahramanlar kurmaca olmaktan çok, yaşamın içinden çıkıp gelen gerçek insanlar. Bu nedenle anlattıkları yalnızca okunmuyor; insana dokunuyor, hafızada iz bırakıyor.
-İşte bu röportaj, göçlerin gölgesinde büyümüş bir çocuğun, edebiyatı toplumun aynası kılma çabasının ve kalemiyle unutulmuş gerçekleri gün yüzüne çıkaran bir yazarın dünyasına açılan kapıdır.
Günaydın; “Bize kendinizden bahseder misiniz?”
-Benim Adım Şerif Kaya, Emekli Edebiyat Öğretmeniyim. 1955 yılında Diyarbakır’ın Elâzığ il sınırındaki bir dağ köyünde doğdum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım Elâzığ’ın Maden ilçesinde geçti. Maden Lisesi’nin ilk mezunlarındanım. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde lisans eğitimimi tamamladım.
Türkiye’nin çeşitli yerlerinde lise müdürlüğü ve edebiyat öğretmenliği yaptım. 2015 yılında emekli oldum ve İzmir’in Çeşme ilçesine yerleştim.
Günaydın “Yazmaya nasıl başladınız?”
— Bana edebiyatı sevdiren lise edebiyat öğretmenim Gülsün Kaya’dır. Hepimizin idolü olan genç, realist bir öğretmendi. Şiir yazmaya lisede başladım. Öğrencilik yıllarımda yerel gazetelerde ve ulusal magazin gazetelerinde şiirlerim yayımlandı.
Görev yaptığım okullarda edebiyat dergileri çıkardım; ancak yöneticilik ve eğitim-öğretim ağırlıklı çalışmalarım, şiiri bir süre ikinci planda bırakmama neden oldu. Emekli olduktan sonra eski şiirlerimden toparlayabildiklerimle ve yeni şiirlerimle ilk şiir kitabım DESİLA yayımlandı. Kitap iki baskı yaptı.
DESİLA’dan önce, 1864 yılındaki Çerkes Göçü ile başlayan ve bu coğrafyada yaşanan göçlerin dramatik yönlerini konu alan öyküler yazdım. Öykülerimdeki kahramanlar çoğunlukla kadınlar ve çocuklar oldu. Bu doğrultudaki ilk öykü kitabım YÜREĞİMİ ONA BIRAKTIM, üç baskı yaptı. Ardından ikinci öykü kitabım KIRMIZI GÜLLER AĞLIYORDU yayımlandı.
2024 yılında ikinci şiir kitabım CAN PAZARDA okurla buluştu. Beşinci kitabım ise 12 Eylül dönemini anlatan bir dönem romanı. MOR TEPELERDEKİ ÇOCUKLUĞUM adlı romanım şu anda basım aşamasında ve çok kısa süre içinde raflarda olacak.
Günaydın; “Bu çalışmaların dışında başka edebi faaliyetleriniz oldu mu?”
— Öykü ve şiirlerim ondan fazla edebiyat seçkisinde yer aldı. Güney Dergi, Deliler Teknesi, Kibele, Cüneyne, Beyaz Tüy, Çığ, Anka gibi dijital ve basılı dergilerde şiirlerim, öykülerim, makalelerim ve gezi yazılarım yayımlandı; hâlâ yayımlanıyor.
Bazı dergi ve edebiyat platformlarının yazı kurullarında görev aldım. Çığ Dergisi ve Yazı Dükkânı Edebiyat Platformu bunlardan bazılarıdır.
Günaydın;“İlk kitabınızdan ve sonrasındaki geri dönüşlerden bahseder misiniz?”
— İlk kitabım Yüreğimi Ona Bıraktım, gerçek yaşamdan alınmış, kahramanları kadınlar ve çocuklar olan on sekiz öyküden oluşuyor. Çevremde büyük ilgi gördü ve bir ay içinde ikinci baskıya gitti.
Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış öğrencilerimin, ayrıca her hafta bir öykümün yayımlandığı ve binlerce kişinin takip ettiği Yazı Dükkânı Edebiyat Platformu’ndaki okurlarımın ilgisi çok değerliydi. Kitap üçüncü baskıyı da yaptı.
Günaydın; “Kitap yazmaya nasıl başladınız?”
— Lisedeyken şiir yazmaya başladığımı söylemiştim. Bu ilgi hep devam etti. Öğrencilik yıllarımda öyküler de yazıyordum ama yayımlanmadılar. Emekli olup geniş zaman bulunca eski yazdıklarımı, özellikle şiirleri toparladım ve yeni öyküler yazmaya başladım.
Bu süreçte yurt içi ve yurt dışı gezilerimi yazıya aktardım. Yedi dizi süren İtalya gezisi, Yunanistan ve İngiltere gezilerim ile Göbeklitepe, Belemedik ve Pamukkale gezilerim kendi bloğumda ve çeşitli platformlarda yayımlandı. Özellikle yurt içi gezilerim geniş bir okur kitlesine ulaştı.
Biyografik nitelik taşıyan Mor Tepelerdeki Çocukluğum adlı romanıma uzun süre emek verdim. Bu romanın, çoğumuzun bilmediği, duymadığı insanlık dışı olayları yaşayan kahramanın ağzından anlattığı için geniş kitlelerce ilgi göreceğini düşünüyorum.
Gezi yazıları, günlükler ve anılar tarihsel olayları anlamak için çok önemli kaynaklardır. Çünkü resmi tarih, çoğu zaman iktidarların bakış açısıyla yazılır.
Günaydın; “Kitap yazarken temel düsturunuz nedir?”
— Şiirlerim dışında özellikle öykülerim ve romanımda kahramanlar gerçektir. Dolayısıyla onların yaşamındaki tarihi olaylara dayandım. Kahramanların anlattıklarıyla tarihi olayları karşılaştırdım. Anlattığım hiçbir olay tarihle çelişmez; ancak kaynaklarda pek yer almayan saklı gerçekler vardır.
Örneğin 1864 Çerkes Göçü’nü anlatan bir öykümde olayın izini Soçi Irmağı’na kadar sürdüm. Doğa koşullarını, kültürü ve yaşam biçimini araştırarak yazdım; boşlukları da kurguyla gerçekliğe uygun biçimde tamamladım.
Öykülerimde Çerkes, Türk, Kürt, Pomak, Ermeni, Boşnak, Selanik-Kavala Türkleri, Anadolu’da yaşayan Rumlar ve Araplar yer alır. Hepsini objektif bir gözle yazdım. Çünkü acının dili, dini, etnisitesi yoktur. Ahmet Arif’in dediği gibi; “Nerede bir acı varsa ben oralı oldum.”
Günaydın; “Kitaplarınızı yazarken nelere dikkat ediyorsunuz?”
— Öykü ve romanlarımı gerçek yaşamdan dinleyerek ya da esinlenerek yazıyorum. Kurmaca olan metinlerim çok azdır.
Günaydın “Üzerinde çalıştığınız başka eserler var mı?”
— Romanım yayınevinde baskıda. Şu an en rahat dönemimdeyim. Bir şiir ve bir öykü dosyam tamamlanmayı bekliyor. Bir de kurmaca bir roman senaryosu kafamda var, ama henüz yazıya dökmedim. Planladığım beş yapıtı tamamladığım için artık daha özgür yazıyorum.
Günaydın; “Bir eserin tamamlandığına nasıl karar veriyorsunuz?”
— Gerçek yaşamdan alınmışsa kahramanın anlattıklarıyla tarihi karşılaştırırım. Bu süreç uzun sürer. Yazıyı oluşturduktan sonra kurgu yerlerini rötuşlarım. En çok zamanımı alan bölüm budur.
Edit işini kendim yaparım. Metni bir süre dinlendiririm. Böylece eksikleri daha net görürüm. Romanlarda bu süreç daha uzundur. Yayınevleri yalnızca son okumayı yapar.
Günaydın; “Adana Şair ve Yazarlar Platformu’nun 18. Kitap Fuarı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?”
— Okumanın yoğun olduğu dönemde okurdum, şimdi yazan oldum ama okuyan azaldı. Mesleğim gereği şunu gördüm: Okuyan ebeveynlerin çocukları da okuyor. Çocukla birlikte kitap okumak çok önemli. Teknoloji hayatı değiştirdi ama yine de ebeveyn ilgisi belirleyici.
Günaydın; “Okuma alışkanlığı kazandırmak için neler yapılmalı?”
— Kitaplarımda göç, kadın ve çocuk temalarını işliyorum. Katıldığım fuarlarda, davet edildiğim söyleşilerde ve televizyon programlarında bu konulara dikkat çekiyorum. Meslek yaşamım boyunca yaptığım eğitimcilik görevini farklı mecralarda sürdürmeye çalışıyorum.
Günaydın; “Edebiyat akımları hakkında ne düşünüyorsunuz?”
— Tanzimat’la birlikte edebiyatta toplumsal konular tartışılmaya başlandı. Servet-i Fünun’da sanat için sanat anlayışı öne çıktı. Milli Edebiyat ve Cumhuriyet döneminde toplumsal ve ulusal konular işlendi.
Tevfik Fikret’le başlayan, Nazım Hikmet’le güçlenen toplumcu edebiyat bugün de önemini koruyor. Çünkü sanat topluma bir şeyler vermelidir. Sanatçı toplumun ışığı olmalıdır; aksi hâlde orta çağ karanlığına geri döneriz.
Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum, Günaydın Gazetesi ve Remzi Yıldırım’a.
Yorumlar
Kalan Karakter: