Adı Gazete Bayii…
Ruhsatı öyle…
Ama vitrini sessiz.
Resmî kapılardan geçmiş,
evrakını tamamlamış,
vergisini
“Gazete Bayii” diye ödemiş.
Tabelası tamam, mührü tamam…
Her şey nizami, her şey kanuni.
Peki ya vicdan?
Bir büfenin önünden geçiyorum Adana’da…
Sabah güneşi daha Kocavezir’in duvarlarına yaslanmış,
çay dumanı havaya karışmış.
Stantta koca koca İstanbul gazeteleri,
manşetler iri, puntolar yüksek,
ama memleket yok!
Adana yok!
Seyhan yok!
Yüreğir yok!
Mahallenin sesi yok!
Yerel gazete nerede?
Ruhsatın dayandığı,
bu şehrin alın teriyle basılan o mütevazı gazete nerede?
Yok.
“Gelmedi abi.”
“Bitmiş abi.”
“Satmıyor abi…”
Satmıyor mu?
Yoksa hiç getirmiyor musun?
Adana’nın haberi İstanbul’dan mı okunur?
Bir sokakta sel olmuşsa,
bir esnaf kepenk indirmişse,
bir çocuk başarı kazanmışsa
bunu kim yazacak?
Yerel gazete…
Bu şehrin nabzıdır.
Bir çapa sesidir toprağa vurulan.
Bir portakal çiçeği kokusudur sayfalara sinen.
Ama sen stanttan kaldırmışsın onu,
en alt rafa bile koymamışsın.
Üst raflarda yabancı başlıklar,
alt rafta saklanan memleket.
Olmaz!
Madem adın Gazete Bayii,
önce bu şehrin gazetesine yer açacaksın.
En üste koyacaksın.
Göz hizasına.
Çünkü halk önce kendi sokağını görmek ister.
Buradan bir not düşelim:
Ruhsat verenler,
denetleyenler,
belediyenin ilgili birimleri…
Ruhsat yerel gazete diyorsa,
yerel gazete stantta olacak!
Yok satmak alışkanlık olmuşsa,
uyarın.
Israr varsa,
gereğini yapın.
Çünkü haber alma hakkı
bir lütuf değil,
bir haktır.
Ve yerel gazete
bu hakkın mürekkebidir.
İade mi kalıyor?
Verin fırıncıya…
Kese kağıdı olsun.
Ekmeği sarıp versin vatandaşa.
Hiç değilse ekmeğe memleket kokusu siner.
Ama önce…
Her Gazete Bayii’nde
Yerel Gazete Satma Seferberliği başlasın.
Tatlı sert söylüyoruz:
Bu şehir sahipsiz değil.
Bu kalem susmaz.
Bu stantlar memleketi saklayamaz.
Adana’nın haberi
Adana’da satılacak.
Hem de en üst rafta.
Yorumlar
Kalan Karakter: