Güzel ülkemiz bugün itibariyle bir Fetret Dönemi yaşamaktadır. Bu dönemin yaşanılmasının iki temel argümanından birincisi ayrılıkçı – bölücü terör örgütünün verdiği derin rahatsızlıktır. İkinci temel neden ise kaybettiğimiz insani değerlerimizin sonucu olarak Mal, Can, Akıl, Nesil ve Namus Emniyetlerinin sağlanabilmesi yönündeki yaşamış olduğumuz derin sıkıntılardır. Milletçe sahip olduğumuz sevgi, paylaşma, merhamet, yardımlaşma, samimiyet, hasbilik ve diğerkam özelliklerimiz zamanın ruhuna yenik düşmüş toplum ve millet olarak çok kısa bir zamanda meleklikten şeytanlığa ve ahsen – i takvim çizgisinden esfel –i safilin noktasına ışık hızıyla dönüşmüş olduk.
Bu sevgisizliğin, bencilliğin ve merhametsizliğin sonunda… İnsanlığımızı, adamlığımızı kaybettik. Çürüdük, kokuştuk, çözüldük, dağıldık, us’umuzu yitirdik. Dur durak bilmeksizin devamlı olarak birbirimizi öldürdük ve son hızla da ölmeye, öldürmeye devam ediyoruz. Hepimiz Birer Ölüm Meleği (Azrail) Olduk. Azrail’den rol çaldık, O’na örneklem oluşturduk.
Terör deyip öldürüyoruz, trafik deyip öldürüyoruz, töre deyip öldürüyoruz, kan davası deyip öldürüyoruz.Yan baktın deyip, omuz attın deyip öldürüyoruz, ya benimsin ya kara toprağın deyip öldürüyoruz, seni başkasına yar etmem deyip öldürüyoruz. Oğullarımızı, kızlarımızı, annelerimizi, babalarımızı öldürüyoruz, tanıdık tanımadıklarımızı öldürüyoruz. Hırsızlığa girdiğimiz evin sahibine önce tecavüz ediyor sonra da öldürüyoruz. Kadınlarımızı, genç kızlarımızı sokak cadde ortalarında koyun kurban eder gibi boğazlayarak öldürüyoruz.
Alacak verecek meselesinden, çek senet tahsilatının zora girmesinden öldürüyoruz, doktoru öldürüyoruz, hemşireyi öldürüyoruz, askeri, polisi, öğretmeni öldürüyoruz. Sevmediğimizi, kıl olduğumuzu öldürüyoruz. Başarılı insanların başarılarını kıskanıp öldürüyoruz.
Ve… bu vahşet tablosunu millet olarak sadece seyrediyoruz. Millet daha içerisinde bulunduğu derin tehlikenin farkında değil, toplum olarak değerlerimizi bir bir yitirip nasıl birer canavara dönüştüğümüzün farkında değiliz. Valilikler ve İl Emniyet Müdürlükleri ise bu ve benzer olayları sıradan, münferit adi birer asayiş olayları olarak değerlendiriyor (Antalya’da 3 polisin şehit edilmesinden sonra valinin açıklamasına bakınız) ve görev tanımını bir olay olduğunda o olayın fail ya da faillerini bulmak, yakalamaktır şeklinde dar bir çerçeve içerisine hapsederek yapıyor.
Oysa ki millet olarak içerisinde bulunduğumuz durum hiç de öyle basite indirgenerek anlayabileceğimiz ve çözebileceğimiz bir konumda değil. Bu noktada farkındalık oluşturabilecek yeni şeyler yapılmasına yönelik önce Sayın Başbakan’a, sonra Sayın Valimize, Önceki (Mehmet Avcı) ve şimdiki Emniyet Müdürümüze ve başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İlçe Belediye Başkanlarına birer yazı yazmış ne var ki hiçbir neticeye ulaşamamıştım. Ayrıca konuya yönelik Sayın Validen birkaç kez randevu talebinde bulunduk ne var ki bu taleplerimizden hiç birine olumlu bir yanıt verilmemiştir.
Aynı konuyla ilgili İl Emniyet Müdürlüğü nezdindeki randevu talebimiz değerlendirmeye alınmış ve 10 dakikalığına da olsa bizi davet etmişlerdi. Ne var ki sayın müdür daha konuşmasının ilk cümlesinde bizim muhataplarımız polis / asayiş muhabirleridir sizi de nezaketen davet ettik diyerek muhatabını değersiz bulması ve bize randevunun verilmesini de lütuf olarak ortaya koyması üzerine bizim için görüşme o an zaten bitmiş oldu. Oysa ki biz ne bir polis ne de bir asayiş muhabiri değildik biz memleketin derdiyle dertlenen, insanların dert ve sorunlarını kendi sorunlarıymış gibi kabul eden milletin içinde bulunduğu durumdan derin üzüntü duyan ve buna çözüm yolları arayan önce insan sonra da bir gazeteciydik.
Ben Adana Vali’si (ya da emniyet müdürü) olsaydım “Vali kendisine verilen yetki ve emirler uygulayabilmek için genel emirler çıkarır ve ilan edebilir.” yetkisinden hareketle memleketin içerisinde bulunduğu durumdan kendime özel vazifeler çıkartırdım.
Örneğin…sosyal dokunun bozulması, toplumsal çürüme, yoğun boşanmalar sonucu (her yıl ortalama 130 bin aile boşanıyor) aile birlikteliğinin, aile kurumunun derin yara alması, ailedeki sevgi bağının kopma noktasına gelmesi, yaşlı anne ve babaların çocuklar üzerinde bir yükmüş gibi kabul edilmesi, ayrılıkçı – bölücü terör hareketleri sonucunda Türk – Kürt ve Alevi – Sünni vatandaşlarımız arasındaki kardeşlik ve sevgi bağının önemli denilebilecek derecede zayıflaması…
Yüzde yüze yakını ölümle biten kadına yönelik şiddetle ilgili, Siirt, Mardin, Bursa, Sakarya ve Türkiye’nin daha pek çok yerinde 13, 14 yaşlarındaki masum kız çocuklarına yönelik toplu tecavüz olaylarından kendimce Adana ölçeğinde durumdan vazife çıkartır ve bu kentin klasik Valisi olmaktan öte “Lider Vali”si olmam hasebiyle bu kentin bütün dinamiklerini Büyükşehir ve İlçe Belediyelerini, STK’ları, ATO, ASO ve Meslek Odalarını, Üniversiteyi, Vakıf ve Yardım Derneklerini, Türk –Kürt – Alevi –Sünni Kanaat Önderlerini, İl – İlçe Müftülüklerini, Yerel Basın ve Televizyon temsilcilerini ve Mahalle Muhtarlarını Valiliğe davet eder ve onlara kentin “Lider Vali”si olarak şunları söylerdim…
Arkadaşlar bugün millet olarak sevgisizlik, merhametsizlik, bencillik ve duyarsızlığımız nedeniyle kaybettiğimiz, çürüttüğümüz, kendi ellerimizle yok ettiğimiz değerlerin yeniden ikame ve ihya edilme günüdür.
Bu gün Türklerle Kürtler, Alevilerle Sünniler arasında giderek azalan bir gönül bağı varsa, Türkiye ölçeğinde (Adana dahil) derin bir sosyal çözülme, toplumsal bir çürüme varsa, her yıl ortalama 130 bin aile boşanıyorsa, yine her yıl ortalama 8 – 9 bin vatandaşımızı trafik cinayetleri sonucu apansız, birdenbire, vakitsiz bir şekilde kaybediyorsak, kadınlarımız ve genç kızlarımız kurbanlık koç gibi cadde ve sokaklarda boğazlanıyorsa, üniversite öğrencisi genç kızlarımız domuz bağı ile bağlanıp sonra tecavüz ediliyor sonra da öldürülüyorsa…
Küçük kız çocuklarına yönelik yoğun bir şekilde topluca tecavüz olayları oluyorsa tüm bu olayların temel nedeni sevgisizlik, bencillik, merhametsizlik ve duyarsızlığımızın sonucunda insani reflekslerimizi, adamlığımızı, insanlığımızı kaybetmiş olmamızdan kaynaklanmaktadır. Sonra ortaya devasa boyutta “insanlık ve kardeşlik projeleri” koyardım. Bu projeler için hiç SODES üzerinden Kalkınma Bakanlığına müracaat etmezdim. Bu “insanlık ve kardeşlik projeleri” için gerekli olan tüm harcamaları kentin dinamikleri üzerinden temin ederdim.
Belediye Başkanları ile konuşur, belediyenin bütün toplu taşıma araçlarını ve can tabir edilen halk otobüslerinin tamamını sevgi, barış ve kardeşlik içeren resim, yazı ve çizgilerle en dikkat çekici bir şekilde süsler ve insanların bilinç altına ve görsel muhakemelerine ,vicdan ve akıllarına hitap eder, yoğun bir farkındalık oluştururdum. Başta ATO ve ASO olmak üzere Meslek Odaları ile görüşür onlar üzerinden kentin tamamını içeriği sevgi, barış ve kardeşlik olan afişlerden oluşan dev bilboardlarla donatır kaybettiğimiz değerler noktasında farkındalık oluştururdum.
Kentteki bütün kamu binalarını, kamu hastanelerini, okulları, il müdürlüklerini içeriği sevgi, barış ve kardeşlik olan devasa boyuttaki afişlerle donatırdım. İl – İlçe müftülükleri ile bizzat konuşur camii minarelerini mahyalar gibi içeriği sevgi, barış ve kardeşlik olan dev afişlerle süsler insanlarda nereden nerelere geldiğimize dair yoğun bir farkındalık oluştururdum . Türk , Kürt, Alevi, Sünni Kanaat Önderlerinin hep birlikte ezelden ebede kardeş olduğumuza yönelik yürekten samimi konuşmalar yapmalarına yoğun bir biçimde imkan sağlardım.Bütün bunlar yapılırken bende kentin “Lider Vali”si olarak günümün 16 saatinin tamamına yakınını halkımla, vatandaşlarımla birlikte geçirir ve onlara yukarıda yapmak istediklerimin tamamını durmadan anlatırdım.
Buradan Sayın Başbakanımıza, Sayın Valimize, Sayın Emniyet Müdürümüze, Başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İlçe Belediye Başkanlarımıza bir Kur’an Ayetini önemle hatırlatırım
“Zamana, asırlara, ikindilere, senin peygamberlikle görevlendirildiğin evrensel döneme andolsun! İmanla güvene kavuşmadıkça, müslümanca yaşayıp kin, nefret ve ihtiraslarını yenmedikçe, Peygamberin sorumluluğuna eş görevler yapmadıkça, hakkı, sorumluluğu ve sabrederek mücadeleye devamı, birliği birbirlerine tavsiye etmedikçe, âhireti unutarak dünyaya bağlanıp, şeytanî güçlerle işbirliğine devam ettikçe insanlar, müslümanlar elbette zarardadır, hüsrandadır.
Ancak iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler, birbirlerine, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap Kur’ân’ı, hak din İslâm’ı, doğruyu, hakkı, sorumluluğu, birliği insanlığı tavsiye edenler, birbirlerine sabırla mücadeleye devamı tavsiye edenler zararda değildir.” (Asr Suresi)
Yorumlar
Kalan Karakter: