5 Eylül 2012 Perşembe günü akşamının ilerleyen saatlerinde saat 21.15 sularında Afyon’dan gelen acı bir haber Türkiye’nin omurgasını kırmıştı. Afyon’da 500 üncü İstihkam Ana Depo Komutanlığı Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç Kışlasındaki mühimmat deposunda patlama olmuş ve 2 Astsubay, 2 Uzman Çavuş ve 21 Er toplam 25 vatan evladı asker yavrumuz bu patlama sonucu şehit olmuştu.
Türkiye, Afyon patlaması ile kendi Hiroşima ve Nagazaki’sini yaşamış, 25 gencecik beden 2000 santigrat dereceye ulaşan ısıda yanıp kavrulmuş, buhar olup uçmuş naaşları yaklaşık 2 hafta süren DNA testlerine bile cevap veremeyecek derecede tanınmaz ve param parça olmuştu. Afyon patlaması, başta şehit aileleri olmak üzere tüm Türkiye’nin yüreğinin derinliklerini dağlarken ve bütün ülke matemdeyken devlet ve hükümet ricalinin patlamayla ilgili art arda gelen saçma sapan, akıl, izan, mantık, aklı selim dışı, absürt tutum, davranış ve konuşmaları ile bir kez daha yıkılmış ve yeise kapılmıştı.
Bu akıl tutulması söylem ve demeçlerin kapısını Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu açmış ve patlamaya ilişkin, “Olay tamamen bir adet el bombasının kaza neticesinde patlamasıyla meydana gelmiştir benzeri patlamaların Pakistan ve Hindistan'da da meydana gelmektedir ne yapalım Takdiri ilahi" diye açıklamada bulunmuştu. Bakanın akıldışı açıklamalarını başkaca akıl dışı demeç ve seremoniler izlemiş, Afyon’a, olay yerine gelen Genel Kurmay Başkanına, kentin Valisi, makamında ziyaretinin anısına binaen Afyon mermerinden yapılmış bir satranç takımı, el dokuması Bayat kilimi ve üzerinde Kurtuluş Savaşının simgelerinden olan Utku Anıtı figürünün bulunduğu bir plaket takdim etmişti.
Vali’nin toplumsal, vicdani ve insani körlüğünün ardından daha vahim bir açıklama Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’ten gelmiş, Çelik… ne var yani Sayın Genel Kurmay Başkanı orada halay mı çekmiş ki yanlış olsun, bizde adettir cenazelerde bile taziyeye gelenlere lokum dağıtılır diyerek şehitlerin kemiklerini inim inim inleterek sızlatmış, basiret dolu kalpleri bir kez daha derinden yaralamıştır. Tüm bu akıl tutulması söylem ve demeçlerin üzerine Sayın Başbakan’ın olaya derin bir biçimde ilgisiz kalması işin tuzu biberi olmuş, memleket 25 vatan evladı şehidine ağlarken Sayın Başbakan…
''Arap Uyanışı ve Orta Doğu'da Barış: Müslüman ve Hristiyan Perspektifler'' konferansında bir konuşma yapmış, konuşmasında Afyondaki yürek yarası patlamaya rutin bir biçimde ve birkaç cümle ile değindikten sonra ''1332 yıl önce Kerbela'da yaşanan neyse, açık söylüyorum, bugün Suriye'de yaşanan da odur. Mazlum değişik olabilir, zalim değişik olabilir... ama yaşananlar, yeni birer Kerbela'dır'' demiştir. Oysa ki biz millet olarak Sayın Başbakanın Suriye hassasiyetinin yarısını Afyon patlamalarında hayatlarını kaybeden kendi öz evlatları için göstermesini bekler ve Afyon Faciasını da Türkiye’nin “Hiroşima ve Nagazaki”si olarak görmesini ve değerlendirmesini isterdik.
5 Eylül’deki facianın ardından önceki gün Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından, Afyon'daki cephanelik patlamasında şehit olan 25 askerin ailelerine gönderilen yazıda, personelin "görev esnasında doğal afet nedeniyle şehit olduğu" belirten bir yazı gönderilmiş ve Afyonkarahisar’daki mühimmat patlaması neticesinde hayatını kaybeden personelin durumu, K.K.K.’lığınca yapılan inceleme sonucunda, ilgili yönergenin 4’üncü maddesinin ’h’ bendine ("herhangi bir askeri tesis, kışla ve binanın vs. yangın, sel, deprem, heyelan, çığ gibi doğal afetlere maruz kalması nedeniyle ölenler.") en yakın olduğu değerlendirilmiş ve personelimiz şehitliklere defnedilmiştir şeklinde bir açıklama da bulunulmuştu.
25 kahraman vatan evladının, Şehit Personel Kayıt Formu'nda "Görev sırasında doğal afet sebebiyle şehit olan personel" şeklinde yazılması başta şehit aileleri olmak üzere tüm Türkiye’yi bir kez daha Afyon cephaneliğinde yakıp kavurmuştu. 25 askerimizin şehadeti resmi kayıtlara 'Doğal Afet Şehidi ' olarak girdi. Diğer taraftan faciayla ilgili olarak Eskişehir Askeri Mahkemesi tarafından, patlamanın meydana geldiği 4. Mühimmat Bölge Komutanı, Bölük komutanı ve bir üsteğmen “ihmal sonucu taksirle ölüme sebebiyet vermekten tutuklanmıştı.
Burası Türkiye kardeşim…
Bu ülkede siz öldüğünüz ile kalırsınız acınız da kıyamete kadar anne ve aileleriniz üzerine yapışıp kalır ve onlarda yaşadıkları süre içinde canlı birer ölüye dönerler. Bu ülke, gencecik bedenlerin 2000 santigrat dereceye ulaşan ısıda yanıp, kavruldukları, buhar olup, uçtukları, gencecik, taptaze canların kendi aileleri tarafından bile tanınmayacak bir şekilde yaşamlarını kaybettikleri, 3 günlük asker iken mühimmat envanteri için mezar cephaneliklere sokulup Hiroşima ve Nagazaki benzeri bir cehennemi yaşadıkları…
3 aylık asker iken profesyonel katiller ordusu PKK’nın önüne yemlik olarak atılıp şehit edildikleri, kent merkezinde ailesiyle birlikte alışverişe çıkıp bomba ile parça parça oldukları, her yıl 10 bin canın trafik teröründe kaybedildiği, genç kadınların cadde, sokak ve köşe başlarında kurbanlık koyun gibi delik deşik edilerek boğazlandığı, genç kızların evlerinde domuz bağı ile bağlanıp, tecavüz edilerek sonra da hunharca öldürüldüğü bir ülkedir.
Evet… ne yazık ki insana böylesine derin acı veren bir ülkede yaşıyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: