Vurdumduymaz Adanalılar !
Yayınlanma :
10.11.2014 15:47
Güncelleme
: 10.11.2014 15:47
Bu kentte yaşayan insanların gelir düzeyi arasındaki uçurum her geçen gün derinleşirken herkes kendi dünyasında yaşıyor. Bazıları da yaşamak zorunda kalıyor. Öncelikleri yaşadıkları yaşam standartlarına, statülerine, kaygılarını göre değişiyor. Gelir düzeyine paralel olarak adaletsizliğin boyutları da her geçen gün genişliyor. Adaletin olmadığı bir kentte yaşamak insanlardaki vurdumduymazlığı tetikleyen bir unsur değil de nedir? Bir yanda ağır koşullar altında her gün çift mesai yapıp asgari ücretin üzerinde gelir elde etmeye çalışanlar, bir yanda da işe dahi gitmeden, emek harcamadan, ay sonunda sadece ATM’ye giderken yorularak binlerce lira kazanan insanların olduğu bir kentte duyarlılık beklemek ne kadar mantıklıdır? Kapitalizmin insanları değirmen gibi öğüttüğü bir kentte hangi konuda duyarlılık beklenebilir. İdealist duyguların yerini oportünizme bıraktığı, tek amacın “çıkar” haline geldiği, asalak gibi yaşamların türeyip kanser hücresi gibi yayıldığı, emeğin para etmediği, yalakalığın, rezilliğin baş tacı edildiği bir kentte duyarlılık beklemek ne kadar doğrudur ki? Umudundan, inancından geriye bir şey kalmamış, kader diyerek boyun eğmiş, namuslu, dürüst, ahlaklı bir yaşamın açlıkla eşdeğer olduğunu yaşarak görmüş insanların memleketinde kimden hangi duyarlılığı bekleyebiliriz? Bu düzenin değişeceğine inanması gerek insanların. Ufukta bir ışık görmelerini ve o ışığa doğru yürümelerini sağlamak gerek. Tutunacak bir dalları, yaşamda bir amaçları olmalı insanların. Tüm bunlar elbette ki yoksulluğu iliklerine kadar yaşayan, bedenlerinden önce ruhları yaşlanmış, çökmüş insanlar için geçerli. Diğer grup için diyecek çok fazla bir şey yok. Sohbet ettiğim kişinin asıl tepkisi de tuzu kuru grup içindi aslında. Bu kentin nimetlerinden sonuna kadar yararlanıp dünyaları kazanan ve bu kente hiçbir katkı koymayanlaraydı o tepki. Diğer grubun avucundakinin yarısını paylaşabileceğini çok iyi biliyordu.
Her şey insanın vicdanıyla ilgili. İnsanoğlu bir çok şeyi yaşamadan öğrenemiyor. Yaşamak gerekiyor çoğu zaman. Düşmek, kalkmak, varlığı da yokluğu da yaşamak gerekiyor bazen. Ve unutmadan bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamış, kime kalacak? İş işten geçmeden bir karar vermek gerek. Ben duygusuyla yaşayanların küçük dünyası mı biz duygusuyla yaşayanların evreni kaplayan dünyası mı? Yanıt içinizdeki seste, yani vicdanınızda.
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: