Geçtiğimiz hafta içerisinde Antalya'da bir ya da birden fazla 'BELHUM EDAL' (Hayvandan daha aşağı olma hali) üç polis memuru kardeşimizi şehit etti. Bu yüreğimizi dağlayan el’im olaydan sonra devletin ve kentin ekabil takımı her zaman ki pişkin ve sahte tavırlarıyla birbirleriyle yarışırcasına hamaset dolu başsağlığı, taziye mesajları yayınladılar. Bu satırların yazarı, camianın ya da milletimizin başı sağ olsun demeyecek çünkü bu ve benzeri söylemleri camiaya, üç yavrumuza, üç çocuğumuzun ailesine ve milletimize hakaret olarak değerlendiriyorum.Geçtiğimiz aylarda Sayın Başbakan’a ülkenin bu hastalıklı durumu ile ilgili proje konseptinde bir mektup yazmış ve kaybettiğimiz insani değerlerin yeniden ikamesi yönünde meclisin durumdan vazife çıkartarak bu insanlık projesinin kısa bir zamanda Türkiye genelinde yaşama geçirilmesi gerekliliği üzerinde durmuştum.
Benzer bir yazıyı Sayın Başbakan’dan sonra Sayın Valimize, İl Emniyet Müdürümüze ve başta Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zihni Aldırmaz olmak üzere Seyhan, Çukurova, Yüregir ve Sarıçam belediye başkanlarına da yazmış ve bu insanlık, kardeşlik, sevgi ve barış projesini hep birlikte Adana’da yaşama geçirelim diye adeta yalvarmıştım. Ne var ki bizim bu samimi hasbi çağrımıza ve projemizin uygulanabilirliğine dair başta Sayın Sayın Başbakan olmak üzere mektup – proje muhataplarının hiç birinden her hangi bir yanıt gelmedi. Sayın Valim, Sayın İl Emniyet Müdürüm… bu ülkenin sorunlarıyla sadece parlamentoda görev yapan AKP, CHP ve MHP mi ilgili, bizler bu ülkenin evlatları “AYSBERG” e çarpan ülkemiz için , kentimiz için hiçbir şey yapmadan elimizi kolumuzu bağlayarak bu batışı mı seyredeceğiz?
Bu ülke bizler adına görev yapsınlar diye meclise gönderdiğimiz milletvekilleri kadar aynı zamanda Mülki Amirlerin, İl Emniyet Müdürlerinin, spesifik olarak bu kentin (Adana) Sivil Toplum Kuruluşlarının yani ATO'nun ASO'nun, Meslek Odalarının, Çukurova Üniversitesinin, bu kentten para kazanıp karunlaşan sözüm ona iş adamlarının, yerel gazeteci ve televizyoncuların da ülkesi, memleketi değil mi? Bu ülke gerçekten yukarıda saydıklarımın da ülkesiyse bu kurum, kuruluş, gerçek ya da tüzel kişiler memleket meselelerine neden bu kadar ilgisiz, alakasız ve yabancı. İşte bir ülkenin iyilik, merhamet, sevgi, barış, kardeşlik, vefa, paylaşma, ihsan, isar, vera ve diğerkamlık damarı kopar koordinatları değişir, DNA'sı mutasyona uğrarsa ve o ülkenin toptancı bakış açısı madde, dünya malı ve meta'ı, tul-u emel, siyasi ve ticari ikbal üzerine yoğunlaşır ve odaklanırsa o ülkede duyarsızlık, bananecilik, bencillik ve benlik ego duygusu arşa ferşe, asumana yükselir.
Memleket yanarken siz hiç ensesi kalın sözüm ona bir “Müslüman”ın bu yüzden acı çektiğine üzüldüğüne ya arkadaş ne olacak bu memleketin hali, dediğine şahit oldunuz mu… iki yüzlü bin bir suratlı ve bin bir maskeli sözüm ona “Müslüman”larla, insanları Allah ile Kur’an ile aldatan her devrin bel’am ları sözüm ona “Müslüman” larla, ticaret hayatım, siyasal ikbalim, kişisel nüfuzum akamete uğramasın şanım şöhretim her dem, her daim muzaffer ve müyesser olsun diyen sözüm ona “Müslüman Zübük”lerle yarın hakkın divanında mizan kurulduğunda defterler ellere verildiğinde görüşeceğiz, ah keşke toprak olsaydım dediklerinde görüşeceğiz. Zem Zem Tower’ın Kral Dairesinde üç karısı ile halvet olup oradan kuşbakışı Allah’ın muazzez, mübarek, müberra, müzeyyen, dirahşan Beytini kameraya alan sonra memlekete döndüğünde bunları ballandıra ballandıra etrafına anlatan akletmeyen, basiretsiz, ritüele tapan firavunlaşmış, Karunlaşmış tuzu kuru sözüm ona “Müslüman”larla yarın büyük buluşma gününde görüşeceğiz.
Türkiye bugün itibariyle vatandaşlarının Mal, Can, Akıl, Nesil ve Namus Emniyetlerinin sağlanabilmesi yönünde derin sıkıntılar yaşamaktadır. Bu 5 temel güvenliğin taşıyıcı kolonları olan sevgi, paylaşma, merhamet, yardımlaşma, samimiyet, hasbilik ve diğerkamlık zamanın ruhuna yenik düşmüş toplum, millet çok kısa bir zamanda meleklikten şeytanlığa ve ahsen – i takvim çizgisinden esfel –i safilin noktasına ışık hızıyla dönüşmüştür. Türkiye'deki cezaevlerinde 125 bin 270'i erkek, 4 bin 818'i kadın ve 2 bin 281'i çocuk olmak üzere toplam 132 bin 369 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı’nın bütçesinin yüzde kırkı Ceza ve Tevkif Evlerine ayrılıyor. Türkiye Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı rapora göre ülkedeki cezaevlerinde tutulan 9 bin 83 kişinin yatacak yeri yok.
1999 yılında kapasitesi 70 bin olan cezaevlerinden on binlerce kişinin Rahşan Affı olarak bilinen aftan yararlanarak salıverilmesinin ardından 40 bine düşen mahkumların sayısı yüzde 300'den fazla artış gösterdi. Aradan geçen sürede cezaevlerindeki doluluk oranı da yüzde 200 arttı. Türkiye’de ki 367 ceza ve tevkif evinde toplam 132 bin 369 kişiyi bu gün serbest bırakıp Ceza ve Tevkif Evlerinin tamamını boşaltsanız 1 yıl sonra doluluk oranları yeniden aynı rakamlara yükselecektir, çünkü milletçe istikametimizi kaybettik, rotamızı şaşırdık, eksenimiz kaydı biz Allah’ı ve Ahiret gününü yani “Büyük Buluşma Günü”nü unuttuk. Rabbimiz de bizi şu ayet-i kerime’nin muhatapları yaptı… “Allah’ı unutan ve Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlardır, yoldan çıkmış olanlar. (Haşr Suresi – Ayet 19)
Sayın Valim, Sayın Müdürüm çok basit ama bir o kadar olağanüstü güzellikteki sonuçlara gebe bir kardeşlik projesini bu memlekette yaşama geçiremedik. Çünkü projeyi sunan kalem yani bendeniz fakir Ak Parti’ye intisap eden bir müntesip değildim. Yarın hakkın divanında büyük buluşma gününde, yaş kuru ortaya ne varsa döküldüğünde, mizan terazileri kurulduğunda, amel defterleri “oku kitabını” denilerek muhataplarına verildiğinde, mülkün sahibi olan Mevlamız bu fakire kullarımın iyiliği için ne yaptın diye sorduğunda… elimden ancak yazmak geliyordu ve ben onu bi hakkın yaptım ama yönetimdeki idareciler tarafından ka’le alınmadım ve insanlara sesimi duyuramadın Ya Rabbim, diyeceğim.
Yorumlar
Kalan Karakter: