Sabah, henüz kendini göstermeye karar vermemiş. Evde geceden kalma bir suskunluk var; insanın içini de içine alan türden. Davlumbazın altındaki loş ışık, mutfağın ortasında küçük bir alan açıyor. Kahve kavanozunun kapağını çeviriyorum, iki kaşık kahve fincana düşüyor. O an yayılan koku, her şeye rağmen yeniden bir başlangıç gibi. Pencereyi aralıyorum. Serin bir hava doluyor içeri. Balkonumda bu mevsimin çiçekleri duruyor: menekşe, sümbül, nergis, sardunya, açelya… Mevsime inat ayakta duran bu çiçekler, insana fazla konuşmadan çok şey anlatıyor. Dünden kalan yorgunlukları, söylenmemiş cümleleri, içimde biriktirdiklerimi onların yanına bırakıyorum. Çünkü bazı yükler evin içine sığmıyor. Hayatın parça parça yaşanmadığını böyle anlarda anlıyor insan. Bir günün, bir öncekinden bağımsız olmadığını… Ama aynı zamanda her sabahın, küçük de olsa bir düzeltme payı sunduğunu. Dertler yok olmuyor belki ama sabahın dinginliğinde keskinliklerini yitiriyorlar. İnsan, nefes aldıkça biraz daha kendine yaklaşıyor.
Günün geri kalanında bizi bekleyen koşuşturmalar var. Kimsenin hayatı sadece sakin sabahlardan ibaret değil. Ama bu ilk dakikalar, kendimize karşı dürüst olabildiğimiz nadir anlardan biri. Büyük kararlar almadan, hayatı kökten değiştirmeden de devam edebiliriz. Bazen sadece içimizi biraz boşaltmak yeterli.
Evrene bırakılan iyi niyetlerin karşılıksız kalmadığına inanıyorum. Yüksek sesle dile getirilmeyen, kimseyle paylaşılmayan dileklerin… Çünkü hayat, çoğu zaman en çok sessiz olanı duyuyor. Her sabah yeni bir ihtimalle başlıyor. Düne hüzün değmiş olması, bugünün de aynı ağırlıkla geçeceği anlamına gelmiyor. Bugün başka bir yol seçilebilir. Balkonunuzdaki çiçekler bunu hatırlatıyor. Açelya samimiyettir, nergis başını dik tutmaktır, menekşe sabırdır. Peki siz, sabahları kim olmayı seçiyorsunuz?
İçinize attıklarınızla mı yürüyorsunuz güne, yoksa birazını geride bırakabiliyor musunuz?
Çünkü hayat, susarak taşınamayacak kadar kısa. Ve insan, en çok kendine söylemediklerinden sorumludur.
Yorumlar
Kalan Karakter: