Gezi Parkı eylemlerinin diğer eylemler gibi birkaç gün içinde sona ereceği düşünülmüştü ama bu sefer her şey farklı oldu.
Gezi Parkı eylemleri ikinci haftasını doldurdu.
Eylemlerle ilgili çok farklı görüşler ortaya atılıyor.
Başbakan’a göre üç beş çapulcunun eylemi, kimine göre ise bir halk hareketi.
Kim ne derse desin ülke geneline hatta yurtdışında yaşayan Türklere kadar yayılan bu protesto dalgasının kolay kolay dinginleşmesi mümkün görünmüyor.
Sağduyu ve itidal çağrısı yapması beklenirken Başbakan Erdoğan’ın her konuşmasının protestoların ateşini düşürmek yerine harladığı da bir gerçek.
Peki bu protestoların sonu ne olacak?
İşte asıl sorulması gereken soru bu.
Kimine göre AKP iktidarı devrilecek kimine göre Başbakan Erdoğan iktidarını perçinleyecek.
Protestolar genelde çok dar bir çerçeveden yorumlanıyor.
Adanalılar Melih Baki’yi yakından tanır.
Adana’nın yetiştirdiği bilim insanları arasında ayrı bir yeri vardır Baki’nin.
Şiirlerinde de, iş ve özel yaşamında da insanı, toplumu ön planda tutar.
İnsan odaklıdır ve halkın nabzını iyi tutar.
Bilim insanlığı yönünü ikili ilişkilerde de gösterir.
Araştırır, sorgular, farklı yönlerden çok geniş bir açıyla bakar her şeye.
Gezi Parkı eylemlerine de aynı şekilde yaklaşıyor Melih Baki.
AKP’nin İstanbul ve Ankara’da miting yapma kararını eylemcilere karşı bir rest olarak değerlendiriyor ve bu mitinglerde yaşanabilecek bir sıkıntının ülke için acı sonuçlar doğurabileceğini düşünüyor.
Hem taban tabana zıt iki görüşe sahip böylesine büyük kitlelerin karşı karşıya gelme olasılığına dikkat çekiyor hem de Reyhanlı olaylarını anımsatıp buna benzer bir durumun yaşanmasından duyduğu endişeyi dile getiriyor.
Adana’daki eylemleri de yakından takip ettiklerini anlatıyor.
Yurttaşlara eylemlere neden katıldıklarını sorduklarını ve hemen hepsinden işsizlik, ekonomik sorunlar, gelecek kaygısı gibi yanıtlar aldıklarını belirterek, eylemlerin Gezi Parkı’yla ilgili olmadığını vurguluyor.
Eylemleri ise “Dip dalgası” olarak nitelendiriyor.
Bugüne kadar susan, sorunlar yumağının içinde boğulan, çabalayan, emek veren ama hayatlarında çok da bir şeyi değiştiremeyen ancak kaderine mahkum olmayı da reddeden insanların sokaklara indiğini anlatıp bunun bir “halk hareketi” olduğunu söylüyor.
Bu nedenle eylemlerin bir partinin organizasyonu olmadığının da altını çiziyor.
Sonuç ne olur diye sorduğumda ise yine şaşırtıcı bir yanıt veriyor.
İki olasılığa dikkati çekiyor.
İlk olasılı ki için Rusya örneğini veriyor.
Boris Yeltsin’in devlet başkanlığı koltuğuna oturmasını sağlayan halk hareketi gibi bir sonuca gidebileceğini anlatıyor.
Yeltsin’in çatışma ortamının yaşandığı Rusya’da tankın üzerine çıkarılıp ellerinin havaya kaldırıldığını belirtip, tıpkı Arap baharının yaşandığı ülkelerdeki gibi Türkiye’de de benzer bir durumun yaşanabileceğini belirtiyor.
“Direnişe katılan halk bir destan, tarih yazıyor. Böylesine önemli bir durumda da çok dikkatli olunması ve gerçek halk liderlerinin ortaya çıkarılmasının sağlanması gerek” diyor.
Eylemlere CHP’nin, MHP’nin ve BDP’nin sahip çıkmamasını da anlamlı buluyor ve “Neden bu eylemlere sahip çıkılmadığını kamuoyuna net açıklamaları tarihi sorumlulukları” diyor.
İkinci olasılık olarak da iktidarın kontrolü altına giren ordunun da desteğiyle çatışma ortamında meclisin feshedilip bir kurucu meclis oluşturulabileceğini, bu meclis sayesinde de yeni bir anayasanın yapılmak isteniyor olabileceğini de anlatıyor.
Bu olasılığa dayanak olarak da anayasanın değiştirilemez maddelerinin bu şekilde değiştirilebileceği görüşünü aktarıp mecliste bulunan CHP ve MHP’nin bu konuda uyanık olması gerektiğini belirtiyor.
Halk hareketini desteklediğini belirten sevgili Melih Baki, iktidarın tutumunun ve söylemlerinin ise kabul edilemez olduğunu vurguluyor.
Komplo teorisi gibi görünse de yaşadığımız çağda artık bu tür olayların çok sıradan olaylar olduğu da bir gerçek.
Yorumlar
Kalan Karakter: