Adana kimilerine göre doğru yolda ilerliyor, kimine göre ise geriliyor.
Türk filmlerine konu olan zengin, pamuk ağalarıyla anılan Adana’ya özlem duyanlar olduğu gibi, tam tersini düşünenler de yok değil.
Kim nasıl düşünürse düşünsün önemli olan bilgi çağında yaşadığımız ve Adana’nın bu çağa yeteri kadar ayak uyduramadığıdır.
“Eller aya biz yaya” sözü bu bağlamda Adana için söylenebilecek en doğru sözlerden biridir.
Tarımda, sanayide, kültür-sanatta belki de Türkiye’nin en köklü geçmişine sahip olan Adana’nın dördüncü büyük il konumundan altıncı sıraya gerilediği gerçeğini de göz önüne aldığımızda birçok konuda yaya kaldığımızı söyleyebiliriz.
Adana’nın itici bir güce, motivasyona ihtiyacı olduğu da bir gerçek.
Birçok il, dünya ülkeleriyle yarışırken Adana’nın göbeğinde altyapı yatırımlarının eksikliği nedeniyle adeta köy hayatını yaşayan mahallelerin var olduğunu, yağmur yağdığında kent merkezinde birçok ana cadde ve bulvarın her yağmurda göle döndüğünü, ulaşım sorununun her geçen katlanarak büyüdüğünü, otopark sorununun hala çözülemediğini, kentte yüzlerce çıkmaz sokağın olduğunu, tarım topraklarının yapılaşmaya açıldığını, rant iddialarının ülke gündemine oturduğunu hatırladığımızda yaya kaldığımızı elbette ki söyleyebiliriz.
Birbirleriyle kavgalı olan bürokratlar, milletvekillerin, belediye başkanların, sivil toplum örgütleri Aytaç Durak’ın görevinden uzaklaştırılmasından sonra barış ortamının sağlanması yönünde önemli adımlar atılar ancak son dönemde yaşananları dikkate alacak olursak Adana’nın yaya kalmaya devam edeceğini de söyleyebiliriz.
Umutsuzluk içeren bir ifade olsa da ihtiyacımız olan o umudun peşinden gitmek ve bu konuda bir şeyler yapabilmek.
Adana olarak üzerimizdeki ölü toprağını bir an önce atmamız gerek.
Ölü toprağını atıp iyi bir sıçrama yapmalı, Adana’yı çocuklarımız için yaşanabilir, çağdaş bir kent haline getirmemiz gerek.
Bu, bu kentte yaşayan herkesin sorumluluğudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: