“İncinsen de İncitme” diyor, Hoca Ahmet Yesevi Dergahının ve Horasan Erenlerinin Hacı Bayram –ı Veli, Mevlana Celaleddin –i Rumi ve Yûnus Emre ile birlikte bir ulu kişisi Hacı Bektaş – ı Veli Hazretleri. Evet… “İncinsen de İncitme” tam Nebevi bir metot, tam Kur’ansal bir söylem, tam İlahi bir gerçek , tam Göksel bir hakikat.
Yunus’ta bu sözleri alıyor ve,,,
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil … diyerek sevginin dilini asumana ref (yükseltiyor) ediyor.
Önceki gün Cumhuriyetimizin 89 uncu kuruluş yıldönümü idi. Bayram münasebetiyle başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan olmak üzere muhalefet parti liderleri Anıt Kabir ziyaretinde bulunmuş ve daha sonra törenlere Ankara Hipodromunda devam edilmişti. CHP ve bazı STK’ lar daha önce almış oldukları karar doğrultusunda hipodromdaki törenlere katılmamış ve Ankara Valiliğinin alternatif tören ve yürüyüşlerini olumsuz bir istihbarat var diyerek antidemokratik bir tavırla yasaklamasına rağmen “29 Ekim Seferberlik Yürüyüşü” yapılması fikir ve eyleminden en tabi bir demokratik hakkın kullanımı olması nedeniyle vazgeçilmemiştir.
CHP başta Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve genel başkan yardımcılarının tamamı ile birlikte 60 milletvekili ile korteje katılarak alternatif etkiliğe destek vermiştir. Kortejin Anıt Kabire doğru yürümesi üzerine güvenlik güçleri topluluğa biber gazı, tazyikli su, job ve polis panzerleri ile müdahale etmiş ortalığı cehenneme çevirerek demokratik bir hakkın kullanımını lime lime, parça parça etmiştir. Polisin sıktığı biber gazı, tazyikli su ve joplarından yürüyüşe katılanlar kadar CHP Genel Başkanı ve milletvekilleri nasipleri almış, Sayın Kılıçdaroğlu korumaları tarafından bu kaos ve kargaşa ortamından güçlükle kurtarılarak birinci meclisin arkasındaki TSK’ ya ait bir gazinoya götürülmüştür.
Daha sonra “29 Ekim Seferberlik Yürüyüşü” CHP ve STK’ ların demokratik haklarına dirençli bir biçimde sahip çıkmaları sonucu barikatlar yıkılmış ve yürüyüş Anıt Kabirde, Ata’nın huzurunda sona erdirilmiştir. Bu arada Ankara’da ki büyük yürüyüş için Anadolu’nun 81 vilayetinden ve İstanbul’un 33 ilçesinden katılım için gelmek isteyen vatandaşların araç ve otobüsleri şehir çıkışlarında ya da Ankara girişinde durdurularak otobüslerin içerisi terörist varmış gibi bir bir aranmış ve araçlar geldikleri yerlere zorbalıkla geriye döndürülmüştür.
Sayın Başbakan’ım, Türkiye her farklı iktidar döneminde vatandaşlarını kutuplaştırmaya mecbur mu? Türkiye her farklı iktidar döneminde 780 bin kilometrenin tamamına nefret tohumları ekmeye mecbur mu? Türkiye her farklı iktidar dönemimde iktidarların kendi “vatan cephesi”ni kurmaya mahkum mu? Türkiye her farklı iktidar döneminde yurttaşlarının bir bölümünü “bizden” diğer bölümünü “onlardan” diye kategorize etmeye yeminli mi?
Bu Merhum Başbakan Adnan Menderes döneminde böyle oldu, Dönemin Demokrat Partisine intisap edenler “vatan cephesi” adı altında CHP ye karşı konumlandırıldı. Öyle ki köylerde DP ve CHP'lilerin gittikleri kahveler ayrıldı, ayrı camilere gidildi ve çocuklar birbirleriyle evlendirilmedi. 1970 – 1980 arası Türkiye’nin 67 vilayeti, tüm ilçe, köy ve mezraları sağcı – solcu ya da faşist – komünist diye kesin çizgilerle ikiye ayrıldı ve 10 yıl her gün birbirlerini boğazlayıp durdular. Sonra basiretsiz, ufuksuz, dünyaya tek yönden, tek gözle üstelik şaşı bakan siyasetçiler yüzünden insanlar laik – anti laik olarak, ilerici – yobaz olarak, alevi – Sünni olarak ve en sonda Türk – Kürt olarak kategorize edildi ve kutuplaştırıldı.
Sayın Başbakan’ım ağzını her açtığınızda CHP, onun genel başkanı ve bu partiye gönül verenleri aşağılıyor, onları öteliyor ve ötekileştiriyorsunuz. Dünkü Ak Parti Grup Toplantısındaki konuşmanızın tamamını da CHP ye ayırdınız. Geçmişte yaşanmış olan bir takım acıları bu gün büyüterek bir intikam duygusu içerisinde ülkemizi Türkiye pratiğinde makes bulabilecek sevgi, barış ve kardeşliğin egemen olduğu hiç bir yere taşıyamayız. Siyasi otoritelerin yöntem olarak kendilerine bu metedolojiyi seçmeleri milleti kamplara bölmekte, kutuplaştırmakta, yaralar eşelenmekte, deşilmekte, dağlanmakta ve üzeri tuzlarla dağlanmaktadır.
Milleti şucu bucu diye kategorize eden bu yöntem dün yanlıştı bugün de yanlış, yarın ve daha sonra ki yarınlar içinde yanlış olacak ve Türkiye’yi birbirinden nefret eden insanların ülkesi haline getirecektir. Çok acıdır ki bugün ülkemiz Ak Partiye intisap edenler, CHP ye gönül verenler ve ayrılıkçı bölücü (sözde siyasi parti) BDP yi destekleyenler olarak 3 ana gövdeye ayrılmış bulunmaktadır. Sayın Başbakan’ım, On sekiz bin aleme bir çerağ, bir mübeşşir, bir necm, bir şems ve bir mah olarak gönderilen sevgili peygamberimiz efendimiz… “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyurarak tüm insanlığa çağlar üstü, çağları aşan nebevi bir çağrıda bulunmuştur.
Yine, Mekke’nin Fethi günü gelip çattığında…Müşrikler fethe gelen Müslümanlardan nasıl kurtulacaklarının telaşına düşmüşlerdi. Herkes canını kurtarmak için çareler arıyordu.
Ebu Süfyan’ın getirmiş olduğu haber herkesin ortak konusu idi: “Kim silahlarını bırakıp Ebu Süfyan’ın evine sığınırsa emandadır. Kim Müslümanların ordusuna karşı gelmeyerek Kabe’ye sığınırsa emandadır. Kim kendi evine sığınırsa ve kapısını kapatırsa emandadır.Silahsız olanlara dokunulmayacak, kaçanlar takip edilmeyecek, kadın ve çocuklara dokunulmayacak, silah çekmeyenlere silah kullanılmayacak…” Nihayet Müslümanlar Mekke’ye girdi, rahmet ve şefkat peygamberi efendimiz bu şehir devletini “dar –üs selam” a çevirdi.
Evet, Sayın Başbakan’ım… Sevgili Peygamberimiz Efendimizden Size Bir mesaj Var. O Kutlu, Muazzez, Müberra, Müzeyyen, Dirahşan Elçi Size Buyuruyor ki… “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin”
Yorumlar
Kalan Karakter: