Asrın belası, trafik terörü ocakları söndürmeye, tüten bacaları tütmez etmeye, evleri ve aileleri viraneye döndürmeye devam etmektedir. Ülkemizde her gün yaklaşık 700 ve her saat 40’a yakın trafik kazaları oluyor. Bu kazalarda günde 7 ila 20 arası değişen vatandaşımız ölüyor, 400 kadarı da yaralanıyor. Ortalama her yıl 7, 8 bin kişi ölüyor binlerce vatandaşımız da çoğu ağır olmak üzere yaralanıyor.
Türkiye’nin yollarını, cadde ve sokaklarını, bulvar ve oto yollarını, otobüs duraklarını ve kaldırımlarını kan denizine çeviren anneyi oğuldan, oğlu annesinden, kızı babasından, babayı oğlu ve kızından, eşleri birbirinden ayıran ya da bu canların tamamını birlikte aynı mezara gömen asrın büyük belası… Trafik Cinayetleri.
Trafik Cinayetlerinde bir numaralı sorumlu olan “İNSAN” unsurundan sonra… acemilik, dikkatsizlik, uzun süre uykusuzluk, hatalı solama, aşırı hız, fazla yük taşımak, alkollü araç kullanmak, uyku verici ilaçları kullanıp yola çıkmak bu cinayetlere davetiye çıkartmaktadır.
Yine… trafik kurallarına dikkat etmemek, rutin araç bakımlarını yaptırmamak ta trafik terörünün en önemli nedenlerinin başında gelmektedir. Araştırmalar 30km/s hızla çarpmanın araç içerisinde bulunanların vücuduna etkisi 1. kattan düşmeye 90km/s hızla çarpmanın ise 10. kattan düşmeğe eş değer olduğunu göstermektedir. Bunu sayıları yaklaşık 22 milyonu bulan araç sürücüleri içerisinde kaç kişi biliyor?
Yine, 80 km/s hızla giden araçta yolculuk yapanların olası bir kazada ölme ihtimalleri 30 km/s hızla giden araçtakilere oranla 20 kat daha fazla olduğunu 22 milyon sürücüden kaçı biliyor?
Her yıl bir kasaba dolusu insanımızı (7, 8 bin kişi) kara toprağın bağrına zamansız olarak vermekteyiz. Binlerce yurttaşımızın ölümü başta aileler olmak üzere toplumun geniş kesimlerinde derin travma ve kırılmalar oluşturmaktadır. Ölümle sonuçlanan kazaların yanında, yaşam boyu sakat kalarak hayatını bu şekilde idame ettirmek zorunda olanlarda ise derin psikolojik semptomlar ve onmaz travmalar oluşmaktadır.
Ayrıca, kazaların milli ekonomiye getirdiği milli servet kaybı da üzerinde durulması gereken işin bir diğer boyutudur.
Sade Vatandaştan Vekile, Bakandan Müsteşara, Validen Belediye Başkanına, Genel Müdürden Memura, Akademisyenden Öğrenciye, İşçiden Patrona kadar uzayan uzun ince girift bir ölüm çizgisin de toplumun her kesiminden yurttaşımız bu amansız büyük belanın potansiyel hedef kitlesi durumundadır!
Bu ülkede gencecik asker, polis yavrularımız dağda yada düz ovada daha hayatının baharında iken öldürülüyorlar. Yetişmiş subay pilotlarımız ne için gönderildiklerini bilmedikleri bir mahalde vurularak yada bir şekilde denizin dibine gömülüyorlar. Cezaevlerindeki 8 kişilik koğuşlara 20 kişiyi birden tıkıyor ve onların 16 metre karelik kibrit kutusu koğuşlarda diri diri yanmasını sadece seyrediyoruz.
Cezaevi araçlarında yanarak ölüyoruz. Yolda yürürken belediye yada metro çalışmaları için açılıp sonradan kapatılmayan bir çukura düşüp ölüyoruz. Altında yürüdüğümüz binanın üst katından başımıza taş yada pencere camı düşmesi sonucu ölüyoruz. Maganda kurşunlarıyla daha gün görmemiş masum çocuklar annelerinin kucağında kurşunlanarak öldürülüyor.
Kadınlarımızı ve birbirimizi cadde, sokak, ev, iş yeri ve karakol önlerinde kurşuna dizerek yada rambo bıçaklarıyla 40, 50 bıçak darbesiyle delik deşik ederek öldürüyoruz. TOKİ’ nin, dere yatağında yaptığı binanın bodrumunda hayvan gibi yaşamaya mecbur edilen masum çocuklarımız sele kapılarak ölüp gidiyor. Günde 15-20, yılda 7, 8 bin insanımızı trafik cinayetleri sonucu hiç yaşamamışlar gibi aniden birden bire kaybediyoruz.
Yukarıda yazdıklarımızın tamamı ve daha fazlası bu ülkede her gün mükerreren tekrarlanarak olurken, ülkeyi yönetenlerin ilgi, alakaları ve odaklandıkları nokta kendi gelecekleriyle ilgili siyasi istikballerini dizayn etmeye yöneliklik ortaklık çalışmalarıdır. Durum bu merkezde iken, günlük gazetelerde her gün okuduğumuz… “Trafikte kazasında yine bir aile toptan yok oldu” haberleri siyasi otorite ve Sayın Başbakan’ı hiç ama hiç ilgilendirmeyecektir.
Kundakta ki bebesini kucağına alıp araç kullanan insanların ülkesinde trafik kazaları nasıl biter. Araç kullanırken emniyet kemeri takmayı zul kabul eden, direksiyon başında telefonla konuşmayı dahası numara tuşlayarak aramayı marifet kabul eden, aşırı alkol alıp 120 km. hızla gitmeyi övünç kaynağı olarak değerlendiren, trafikte olur olmaz bir nedenle tartıştığı sürücüyü ileride durdurup kafasına sıkarak öldüren, hiçbir şeyden ders almayan ya da bir ders çıkartamayan, aklını, olumlu düşünme yetisini, insanlığını, adamlığını, merhamet ve vicdan duygusunu kaybeden bir ülkede bu trafik cinayetlerine kim ya da kimler nasıl dur diyecek?
Çünkü millet olarak iyi, doğru, güzel ve rasyonel düşünmeyi unuttuk, merhameti, vicdan ve erdemi çoktan terk ettik, çözüldük, kokuştuk ve dağıldık, birbirimizin seri katilleri olduk. Rabbimiz de bizi içerisinde bulunduğumuz bu hal üzerine bıraktı. Geçtiğimiz bayramlarda olduğu gibi bu bayramda da (Kurban Bayramı) evlere şeker, çikolata kutuları ya da kesilen kurbanlık yerine tabutlar içerisinde insan bedenleri gelecek. Biz insanlığımızı ve adamlığımızı kaybettik birbirimizin Azrail’i olmayı tercih ettik. Ölüm meleğinden rol çaldık, ona örneklem oluşturduk, Allah’ ta bizim belamızı verdi, veriyor ve de vermeye devam edecek.Yazık, Yazık, Yazık… Yazık ki, ne Yazık.
Yorumlar
Kalan Karakter: