İnsanlar da hayvanlar da fizik çevreye uyum (intibak) sağlar. İnsanlar, hayvanlardan farklı olarak fizik çevreyi değiştirir de.
İnsan, tabiatı gereği hemcinsleriyle işbirliği yaparak fizik çevreyi değiştirirken sosyal çevresini de oluşturur, bu da beşeri-toplumsal hayatı mümkün kılar. Eğer, belli bir bilgi ve kanaate göre seçimini doğru yapar ve iradesini yine doğru yönde ve doğru normlar çerçevesinde kullanma başarısını gösterebilirse, fizik ve sosyal çevresini kendisi belirler, bunun yanında maddi ve sosyal faktörlerden, değişen şartlardan da bir şekilde ve fakat mutlaka etkilenir. Doğru seçim yapıp doğru yönde iradesini kullanan insan tarihi yapar, toplumsal durumlara hükmeder. Ama iradesini yanlış kullanacak olursa fiziki ve sosyal faktörler onu belirler, tarihin ve toplumsal durumun nesnesi olur. Bireysel ve toplumsal ilişkilerimiz beşeri zeminde sürer. Siyaset, iktisat, hukuki teamüller vb. etkinlikler, insanların gruplar halinde iradelerini kullanarak kendi aralarında organize olmaları sonucu gerçekleşir. Ancak bunların hangilerinin insana ve beşeriyetin kendisine yararlı olduklarının kriteri, külli irade karşısındaki mahiyetleriyle ölçülür.
İslam kelamına göre biz insanlara Allah tarafından “cüz’i irade” bağışlanmıştır. Belli bir bilgi, düşünce ve kanaate göre seçimlerde bulunur, irade eder ve yine bize verilmiş yapabilme gücü (istitae) sayesinde çeşitli eylemlerde bulunuruz. Cüz’i irade, basit ve önemsiz değildir. Varlık alemi isimlerin varlık alanında tezahür etmesi ise, bizim irade sahibi olmamız mutlak irade sahibi olan Allah’ın “el Murid” ismi sayesindedir. Demek ki irade bize verilmiştir. Cüz’i irademizi Allah’ın külli iradesine uygun ve O’na bağlı olarak kullanabilirsek, külli irade bize potansiyellerini açtığı ölçüde, enerji biriktirir, hükmeder ve değiştiririz. Allah’ın muradı olan insan, külli iradeye uygun cüz’i iradesini kullandığında varlık aleminin en yüksek mertebesinde iş ve işlev gören özne olur ki, eşref-i mahlukat mertebesine yükselir. İradesini yanlış yolda kullanacak olursa, kendisi dışındaki (harici) güçlerin etkisi altına girer, yerine göre esiri olur. Bu durumdaki insanı, bu cüz’i (küçücük, azıcık) iradesi dolayısıyla tarih ve toplum belirler, zorbalar esir alır, maddi tabiat doğasını dönüştürür, kötülükler fıtratını değiştirir ve bunun sonucunda dünyevi tabiatı ilahi tabiatını bastırdığından özgürlüğünü kaybeder. Çünkü yanlış seçiminden ve kötü amelinden dolayı külli irade ondan desteğini çekmiştir.
Cüz’i irademizi etkin veya edilgen (özne-nesne) kılan faktör, külli irade karşısındaki tutumumuzdur. Allah’ın külli iradesine teslimiyet cüz’i irademizi etkin özne kılar (eşref-i mahlûkat); külli iradeye karşı inkâr ve isyan ise nesneleştirir. Bu derekeye düşmüş insan “esfel-i safilin” olup sıfatı ve derekesi “hayvan altı”dır. Hayvanlar sadece fizik çevreye uyum sağlayabilir, insana ise fizik çevreyi değiştirmesi ve sosyal çevre edinmesi için cüz’i irade verilmiştir. O bunu yanlış yolda kullandığında, “hayvan altı (belhum adall)” derekesine düşer. İnsan müstahak olmadıkça bu derekeye düşmez. Allah, neden inkâr ve isyan eden insanı kerem sahibi kılsın, ona şeref ve izzet bağışlasın, başka bir deyişle yeryüzünün efendisi (halifesi) kılsın?
Bu konu bizi “Müslümanların gelişme dinamiği”nin ne olduğu sorusuna götürmektedir. Müslümanlar, insanın yeryüzündeki halife olma misyonuna inanıyorlarsa bu içine düştükleri zilletten, atalet, tefrika ve cehaletten, yoksulluk ve yoksunluktan ancak cüz’i iradelerini külli iradeye bağlayarak kurtulabilirler. (28 Kasım 2012 tarihinde zaman.com.tr den alınmıştır)
Yorumlar
Kalan Karakter: