Bir meydan düşünün;
Hıncahınç kalabalık, bir o kadar da sessiz, suskun ve çaresiz...
Özgürlük isteyene ölümü yaşatan bir meydan.
Darağacında bir insan;
gülümseyen bir yüz, elleri bağlanmış, boynunda yağlı urgan...
Bir film sahnesi çekilir misali.
Meraklı binler, korku dolu boş bakışlar...
Nedeninin önemsizliği içinde asılmayı bekleyen bir öğretmen.
Sevgisiz, yargısız, adaletsiz sarıklı cellatların ölüm fermanı eşliğinde.
Pembe kıyafetleriyle binlerin içinde olup biteni anlamaya çalışan masum bir çocuk belirdi kalabalığın ortasında.
Kimdi, neydi? Bir bilinmezlik içinde neden vardı?
Anlamaya çalıştığı, sessiz bakışlarıyla baktığı babası mıydı?
Belki de hiç bilinmeyecek ama hafızalardan silinmeyecek bir vedaydı baba ile kızın bakışları.
Bir devrimci insan, bir gülümseme eşliğinde el sallayarak ayrıldı bu dünyadan.
Yıllar geçti, devran döndü. O gün o kararları verenler ve o düzeni kuran cellatlar; bugün kendi fırtınalarıyla yüzleşip iki megalomanın, iki askeri güç manyağının ölüm insafında.
Adalet yerini buluyor, taşlar yerine oturuyor.
Vinçlerin ucunda sallanan genç bedenlerin belki de ahı ile intikamı alınıyor.
Artık rahatça uyuyabilirsin.
Hiç unutulmayacak o görkemli duruşun...
O devrimci gülüşün sahibi; saygı, sevgi ve minnetle... Ruhun şad olsun.
Artık yeter!
Elinizi, dilinizi ve zihninizdeki tüm kirlilikleri; derin bir uykuya sürüklediğiniz, darağacına mahkûm ettiğiniz, sokakları cehenneme çevirdiğiniz, kadınlara, gençlere ve çocuklara yaşanmaz bir hayat vadettiğiniz, dünyadan izole ettiğiniz İran’dan çekin!
İnsanca ve adil bir yaşam İranlıların da hakkı…
Yorumlar
Kalan Karakter: