Trump İran savaşındaki gidişattan dolayı bir hayli stresli günler yaşıyor. Bu stresi bazen çelişkili ifadelerinden bazen de seçmene gösterdiği orta parmaktan anlayabiliyoruz. Savaş bir türlü istediği düzlemde ilerlemiyor; ilerlemediği gibi “yok ettik” dediği ne varsa daha güçlü daha donanımlı şekilde karşısına çıkıyor.
Tabi bir şekilde bu işten kazançlı çıkmayı başarmak zorunda hissediyor kendini..Bu noktada yine ayı hatayı yapıp kendisini savaşa sürükleyen Netanyahu ve Amerika’da onun uzantısı güçlerle dirsek temasını sürdürüp onların telkinleriyle hareket ediyor.
Kendisine akıl verecek olan ve bu coğrafyayı ve de tarihini çok iyi bilen uzmanları yanından uzaklaştırdığı yetmiyormuş gibi onları aşağılayıp kendi bildiğini okumaya devam ediyor..
Oysa yanından uzaklaştırdığı veya kendisini eleştirenlere kulak asıyor olsaydı ülkesinin 1980’lerdeki küçük bir operasyonda dahi nasıl bir felaketle karşılaştığını,sahayla Netanyahu’nun sapkınlıklarının çok farklı olduğunu anlayacak.
Yani birilerinin Trump’a 1980’de yaşanan o destansı başarısızlığı hatırlatsa iyi olacak..Ona hatırlatılmıyorsa biz kendimizce biraz yaşananları kaydedenlerden okuyup hatırlayalım:
Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’daki hedeflerinin başarıya ulaşmasının önünde hiçbir engel yoktu; ta ki 1979 İran Devrimi’ne kadar.
Özellikle İran ve İsrail,1979 İran Devrimi ile birlikte zaman zaman yapay gerginlikler, yapay sürtüşmeler ve yapay tehdit algılarıyla bölgede varlıklarını sürdürseler de bunlar bir noktada emperyalizmin petrole ulaşma hızını yavaşlattı tabi.
İran ve İsrail her ne kadar ideolojik ve dinsel var oluşlarını birbirlerine yönelik gerginliklerle sürdürmeye çalışsa da tek derdi para olan kapitalist Amerika’nın bu “evcilik” oyununa tahammülünün kalmadığı zamanlar oldu.
İşte o tahammül sınırlarının aşıldığı tarihlerden biri 1980’di..
Konu, 979'da Tahran'daki ABD büyükelçiliğinden alınan rehinelerin kurtarılması girişimiydi. Konuyu yüzeysel olarak bilen çok da operasyonun detaylarına vakıf olanların sayısı çok az..İşte o “çok az”lardan birinin konuyu anlatışında Amerika’nın nasıl bir başarısızlıkla karşılaştığını anlıyoruz, okuyoruz..
4 Kasım 1979'da bir grup militan İranlı genç Tahran'daki ABD büyükelçiliğini ele geçirmişti. İranlı liderler öğrencilerin eylemlerini desteklemiş ve kaçan devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin serbest bırakılması karşılığında diplomatları serbest bırakmayı teklif etmişti .
Amerika böyle bir takası kabul etmeye yanaşmamış ve müzakereler çıkmaza girmişti. Sonunda ABD askeri harekâta başvurmaya karar vermişti.
Tahran'ın yaklaşık 500 kilometre güneydoğusunda geçici bir havaalanı yeri seçildi. Buraya altı adet Hercules nakliye uçağının inmesi planlanıyordu.
Bunlardan üçü, yaklaşık 130 kişiden oluşan özel kuvvetler ekibini taşıyordu. Diğer üçü ise yakıt tankeri olarak görev yapıyordu.
İran kıyıları açıklarında seyreden bir uçak gemisinden kalkan sekiz adet Sea Stallion tipi nakliye helikopterinin de aynı bölgeye biraz sonra varması bekleniyordu. Helikopterler, tanker uçaklarıyla yakıt ikmali yaptıktan sonra özel kuvvetler birliklerini alarak İran başkentinin 80 km güneybatısındaki bir sonraki noktaya doğru uçuşlarına devam edecekti.
“Oradan, özel kuvvetlerin araçlarla Tahran'a baskın yapması, rehinelerin tutulduğu binalara baskın düzenlemesi ve onları yakındaki bir stadyuma taşıması planlanmıştı. Plana göre, özel kuvvetler ve rehineler Tahran'dan 80 kilometre uzaklıktaki bir noktadan gelen helikopterlere binecek ve tüm grup üçüncü bir yere, terk edilmiş bir İran Hava Kuvvetleri havaalanına uçacaktı; bu havaalanının da daha önce başka bir özel kuvvetler grubu tarafından ele geçirilmiş olması gerekiyordu. Oradan, herkesi, Hercules'ten daha fazla ağırlık taşıyabilen iki ABD Hava Kuvvetleri Starlifter nakliye uçağıyla almaları planlanmıştı.”
Bu plana bakıldığında her şeyin ne kadar incelikle organize edildiğini gösteriyor aslında bize.Plan da şu da vardı:
Operasyonun hemen öncesinde “etki ajanları” harekete geçecek ve kitlesel huzursuzluklar baş gösterecek, böylece operasyon kolaylıkla içre edilecekti. Planın u noktası başarılı oldu aslında. Yani kısa sürede protestolar başladı ve çeşitli mahallelerde aralıklarla silah sesleri duyulmaya başlandı.
Planın diğer kısımlarına gelince;
İçinde en fazla mürettebatı taşıyan bir helikopter arza yaptı ve çöle iniş yapmak zorunda kaldı.Diğer helikopter ilk defa karşılaştıkları bir doğa olayının kurbanı oldu:Kum fırtınasının..
Zorlu şekilde yola devam etmeye kararlı helikopterler daha fazla dayanamadı ve uçak gemisine doru yol almaya başladı.
Yorumlar
Kalan Karakter: