Bu aralar Trump’ın siyasi vandallığının saldırılarla ve baskınlarla sonuçlandığı ve hiçbir kurala tabi olmadan tüm bölgelerde sergilediği eşkıyalıkları çaresizce izliyor ve takip ediyoruz.
İlk döneminde “önce Amerika” diye meydanlarda oy toplayı koltuğa oturan Trump bu dönemde de “Önce ben ve Amerika” diyerek sağa sola pervasızca saldırılarda ve tehditlerde bulunuyor ve “beni mutlu edin” diyerek tüm ülkelerden ticari siyasi hatta toprak olarak tavizler koparmaktan hiç çekinmiyor.
AslındaTrump’ın politika ve susamışlık olarak diğer Amerika’nın gerçek yöneticilerinin isteklerini yerine getiren diğer Başkanlardan çok farkı olmadığını, ama uygulamaya baktığınızda diğerlerine göre kapalı kapılar arkasında değil direk ekranlarda, dünya kamuoyunun önünde hesap yapan ve gizli ajandaları yüzeye çıkaran biri olarak diğer Başkanlardan farklı bir yönünün olduğunu düşünürüz.
Peki İran konusunda böyle mi?
Beyaz Saray’dan sık sık ekranlara “anlaşma olmazsa ne olacağını göreceğiz” diyen Tramp’ın bu konuda yine açık ve net olduğunu düşünebilirsiniz ama gerçekten İran için isteklerinin net ve şeffaf olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bence ahayır?;istekler ve gayeler gayet gizli ve sinsi şekilde yürütülüyor..
Trump’ın kamuoyun aksettirdiği isteklerinin gayet açık olduğunu biliyoruz; Uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulması, İran'daki tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının kaldırılması, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve BM silah denetçilerinin geri dönmesi, füze programına ciddi kısıtlamalar getirilmesi gibi..Bu noktada bir sıkıntımız yok.
Ama bu gün bazı İran gazetelerinde çıkan haberlere göre İran Uranyum konusundaki taviz vermek istemediği konuydu- Amerikalı yetkililere bir takım tavizler vermiş ve isteklerinin büyük bölümünü kabul etmiş;buna rağmen Trump’ın bu gün yine medyanın önüne çıkıp zamanın daraldığından bahsetmesi meselenin Uranyum veya füzelerden ibaret olmadığını anlamamıza yardımcı oluyor açıkçası.
Peki Trump’ın şuan izlediği “stratejik belirsizlik”le İran yönetimine ve halkına korku salmasından ve nihayetinde saldıracaksa o saldırıdan beklediği ne?
Tabi öncelikle beklentinin Uranyum çalışmasının sıfırlamak ya da İsrail’e yönelik füze tehditleri için füze envanterlerini yok etmek olmadığını az çok tahmin edebiliyoruz. Meselenin özü İran’ı ve halkını 1979 öncesi bağımlığa ve Batı önünde boyun eğmeye ikna edip Amerika’sız ve Batısız bir yaşamlarının olmyacağını,olamayacağını İran halkının beynine bombalarla,f35’lerle “gizli bomba” dedikleriyle kazımak.
Evet; bu”molla rejimi”ni veya rejimin uygulamalarını tasvip etmiyorum;ama emperyalist bir gücün emperyalist amaçlarına körü körüne hizmet edecek bir halkın oluşmasını hiç tasvip etmiyorum.
1979 Devrimi’nde halkın devrime verdiği (ki herşey istedikleri gibi olmamış olabilir) desteğin ana gayesi, ABD ve kuklaları tarafından kendilerinin sömürülüp aşağılanmalarına son verip bağımlılığı ve onursuzluğuyla tarihe geçen ve bu kukaların elinde kukla olan Monarklarını ortadan kaldırıp, Roma’nın köleleri gibi boyunlarında takılı halkaları çıkarmaktı. İşte Amerika’nın sessiz yöneticilerinin Trump’a kapalı kapılar ardında fısıldadıkları tam da buydu; İran ve halkını tekrar Amerika ve kuklalarının(İsrail ve bazı Batılı yardakçıları gibi) esaretine almak veya aldırmak..
Bunu “demokrasi,insan hakları veya ekonomik zorluklar” kapsamında ele alıp dünya kamuoyuna güzel bir algı çalışması ile yedirmeye çalışsalar da dünya kamuoyu gerek Amerika’nın ve gerekse onun “sözcüsü” Trump’ın gayesini ve kapitalist iştahının sınırsızlığını gayet iyi biliyor.
Amerika tarafından her açıdan “tam teslimiyet”i istenen İran halkı, böyle bir durumda bir Amerikan köpeğinin bile kendilerinden daha değerli bir konumda olacağını çok iyi bilmelidir. Bunu algı yönetimleriyle öyle bir işlerler ki, bir dönem Malcolm X’in “Eğer dikkatli olmazsanız, gazeteler mazlumlardan nefret etmenize, zalimleri ise sevmenize sebep olur.” Uyarısı gibi zalimleri sevecek duruma gelirler;tarih bunun örnekleriyle dolup taşar..Çünkü Amerika ve Batı bir yerde petrol gördüğünde oraya “demokrasi götürmek” için her şeyi yaparlar..
19. Yüzyılın mizah yazarlarından Amerikalı Mark Twain’in “Bizler (Amerikalılar) birer fatiiz; bizler, başka insanların topraklarını, kendi evlerini korumaya çalışan insanlardan zorla alan kişileriz." Sözü asla unutulmamalıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: