TÜİK'in açıkladığı Haziran ayı enflasyon rakamları yine tartışmaların odağına oturdu. Açıklanan oranlarla vatandaşın pazarda, markette, kirada, faturada ve günlük yaşamında karşılaştığı gerçekler arasında uçurum olduğunu düşünen milyonlarca insan var. Çünkü vatandaşın cebindeki yangın, açıklanan rakamlardan çok daha büyük hissediliyor.
Bugün emekli, işçi, memur, dar gelirli vatandaş markete girdiğinde geçen aya göre daha pahalı ürünlerle karşılaşıyor. Ev kiraları her geçen gün artıyor, elektrik, su, doğalgaz ve temel ihtiyaçlar sürekli zamlanıyor. Hal böyleyken açıklanan enflasyon rakamlarının toplumun geniş kesimlerinde inandırıcılığını yitirmesi kaçınılmaz oluyor.
İşte tam da bu noktada rahmetli ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk'ün yıllar önce söylediği bir söz aklıma geliyor. Televizyon programlarında "Türkiye'nin yüzde doksan dokuzu Müslümandır." denildiğinde, "Hadi oradan! Yüzde doksan dokuz buçuk Müslüman değil, o buçuğu bulun da ellerinden öpeyim." diyerek toplumun din anlayışı ile ahlak anlayışı arasındaki çelişkiye dikkat çekerdi.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda bu sözlerin ne kadar düşündürücü olduğunu görüyoruz. Yalanın normalleştiği, iftiranın sıradanlaştığı, rüşvet iddialarının eksik olmadığı, yolsuzluk haberlerinin gündemden düşmediği, haksız kazancın meşrulaştırıldığı bir ortamda, sadece nüfus cüzdanındaki din hanesine bakarak bir toplumun ahlaki seviyesini ölçmek mümkün müdür?
Müslümanlık sadece kimlikte yazan bir ibaret değildir. Müslümanlık doğruluk demektir. Kul hakkından korkmak demektir. Adaletli olmak demektir. Emanete sahip çıkmak, yetimin hakkını korumak, harama el uzatmamak, yalan söylememek, iftira atmamak ve rüşvetten uzak durmaktır.
Bugün açıklanan ekonomik veriler konusunda bile toplumun büyük bölümünün güven duymaması, aslında sadece ekonomiyle ilgili bir mesele değildir. Güvenin zedelendiği yerde huzur da kalmaz, birlik de kalmaz. Devletin kurumlarına duyulan güven, toplumun en büyük sermayesidir. Bu güveni korumak ise şeffaflıkla, doğrulukla ve hesap verebilirlikle mümkündür.
Kimse kusura bakmasın. Vatandaşın yaşadığı hayat ile açıklanan rakamlar birbirini tutmuyorsa insanlar soru sorar. Bu en doğal haktır. Çünkü gerçek enflasyonu vatandaş cebinde hisseder, pazarda görür, kasada öder.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; daha yüksek rakamlar ya da daha düşük rakamlar değil, herkesin güven duyacağı doğrulardır. Çünkü doğruluk kaybolduğunda sadece ekonomi değil, toplumsal vicdan da yara alır.
Allah hepimizi doğruluktan, adaletten ve kul hakkına riayet edenlerden eylesin. Çünkü güçlü toplumlar sadece ekonomik başarılarla değil, sağlam ahlak ve güven duygusuyla ayakta kalırlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: