Adana'da bazı özel halk otobüslerinde yaşananlar artık sabır sınırlarını aşmıştır. Her gün onlarca şikâyet geliyor. Şoförü ayrı sorun, muavini ayrı sorun... Kendilerini adeta kanunun üstünde gören bir anlayışla vatandaşın karşısına çıkıyorlar.
Buradan açıkça söylüyoruz: Gazetecilerin ücretsiz ulaşım hakkını sorgulamak sizin göreviniz değildir. Siz kanun koyucu değilsiniz, denetim görevlisi değilsiniz. Göreviniz, toplu taşıma hizmetini güvenli ve saygılı bir şekilde sunmaktır. Kimin hangi yasal haktan yararlanacağını sorgulamak değil.
Gazeteciler görevlerini yerine getirirken sürekli tartışma yaşamak zorunda bırakılıyor. Basın mensuplarına karşı sergilenen küçümseyici tavırlar kabul edilemez. Basın, toplumun gözü, kulağı ve sesidir. Görevini yapan gazeteciyi aşağılamaya kimsenin hakkı yoktur.
Üstelik bu sorun yalnızca gazetecilerle sınırlı değil. Gazilerimiz ve şehit ailelerimiz de aynı saygısız tavırlarla karşı karşıya kalıyor. Bu ülke için canını ortaya koymuş kahramanlarımızın ve şehitlerimizin emanetlerine yapılan bu davranışlar vicdanları yaralamaktadır. Böyle bir tablo, Adana'ya da Türkiye'ye de yakışmamaktadır.
Bugüne kadar sayısız uyarı yapıldı, açıklamalar yapıldı, "gereği yapılacak" denildi. Peki sonuç ne oldu? Aynı tartışmalar, aynı mağduriyetler, aynı saygısızlıklar devam ediyor. Demek ki sadece konuşmak çözüm olmuyor.
Buradan Adana Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ulaşımdan sorumlu tüm kurumlara sesleniyoruz:Artık bu konuya ciddi şekilde müdahale edin. Kuralları hiçe sayan, vatandaşla sürekli tartışan, gazeteciyi, gaziyi ve şehit ailesini mağdur eden personele karşı caydırıcı yaptırımlar uygulayın. Eğitim verin, denetimleri artırın ve aynı ihlalleri tekrarlayanlar hakkında gereken işlemleri yapın.
Kimse vatandaşa lütuf yapmıyor. Verilen hizmet, kamu adına sunulan bir görevdir. Vatandaşa bağırmak, hakaret etmek, yasal hakkını kullanan insanları tartışmanın içine çekmek kimsenin yetkisi değildir.
Bu çağrı son bir uyarı olarak görülmelidir. Adana'nın insanı saygıyı hak ediyor. Gazeteciler de, gaziler de, şehit aileleri de hak ettikleri değeri görmek istiyor.
Artık mazeret değil, çözüm istiyoruz. Artık söz değil, icraat bekliyoruz.
Lanet Olsun Bu Sorumsuzluğa!
Bir çift sözüm de trafik kurallarını hiçe sayan, insan hayatını yok sayan bazı dolmuş şoförlerine...
Aşırı hız yapmak, trafik kurallarını ihlal etmek marifet değildir. Direksiyon başına geçen herkes, taşıdığı canların ve trafikteki diğer insanların hayatından sorumludur. Ancak ne yazık ki yine bir genç kızımızı trafik terörüne kurban verdik.
Yaya geçidinde karşıdan karşıya geçmeye çalışan genç bir kızın yaşamını elinden alan sürücüye sormak istiyorum; neyin peşindeydin? Nereye yetişmeye çalışıyordun? Hangi gerekçe, bir insan hayatından daha önemli olabilir?
Daha da acısı, çarptıktan sonra durup yardım etmek yerine olay yerinden kaçmak... İşte vicdanları yaralayan asıl nokta da budur. Bir insanın hayatını karartıp arkasına bile bakmadan uzaklaşmak ne insanlığa ne de vicdana sığar.
Trafik kuralları tavsiye değildir, uyulması gereken kurallardır. Direksiyon başına geçen herkes bunun bilinciyle hareket etmek zorundadır. Çünkü bir anlık dikkatsizlik, bir anlık hız tutkusu, bir ailenin evladını elinden alabiliyor.
Bugün toprağa verilen sadece genç bir kızımız değil; hayalleri, umutları ve geleceğidir. Geride ise gözyaşı döken bir aile, yıkılmış hayatlar ve vicdanlarda kapanmayacak bir yara kalmıştır.
Artık yeter! Trafikte kuralsızlığa, aşırı hıza ve sorumsuzluğa karşı daha ağır yaptırımlar uygulanmalı, insan hayatını hiçe sayanlara gereken cezalar verilmelidir.
Hayatını kaybeden genç kızımıza Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Bir daha hiçbir ailenin böyle acılar yaşamaması için herkes direksiyon başında önce vicdanını, sonra da trafik kurallarını hatırlamalıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: