Bazen yaşanan bir olay karşısında kelimeler yetersiz kalır. Ne söyleseniz eksik, ne yazsanız acıyı tarif etmeye yetmez. Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay da işte tam olarak böyleydi.
Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, görevini onuruyla yerine getirmiş emekli bir polis babanın yaşadığı çaresizlik hepimizin yüreğini dağladı. Uyuşturucu ve kumar bağımlılığı batağına sürüklenen evladını kurtarmak için verdiği mücadele sonuçsuz kalınca yaşadığı acı, yalnızca bir ailenin değil, aslında bütün toplumun ortak yarasıdır.
Yıllardır uyuşturucu illetini yazıyoruz. Uzmanlar anlatıyor, aileler feryat ediyor, emniyet güçleri operasyonlar düzenliyor. Ancak görünen o ki bu karanlık bataklık her geçen gün daha da büyüyor. En korkutucu tarafı ise bağımlılık yaşının giderek düşmesi. Artık ortaokul çağındaki çocuklarımızın bile bu tehditle karşı karşıya kalması, tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor.
Uyuşturucu yalnızca kullanan kişiyi değil, onunla birlikte bütün aileyi esir alıyor. Anne ve babalar her gün evlatlarının dönüşmesini çaresizlik içinde izliyor. Eşler şiddet görüyor, çocuklar korkuyla büyüyor. Evlerin huzuru kayboluyor, aile bağları kopuyor. Bir zamanlar sevgi ve mutluluğun olduğu yuvalar, gözyaşı ve korkunun hâkim olduğu mekânlara dönüşüyor.
Ne yazık ki bazı hikâyelerin sonu çok daha acı oluyor. Kimi zaman bir baba evladını, kimi zaman bir evlat annesini ya da babasını kaybediyor. Her biri gazetelerin birkaç satırlık haberleri arasında yer alsa da geride kalan acılar yıllarca dinmiyor.
Bugün ülkemizde binlerce aile aynı çaresizliği yaşıyor. Bir çocuğunu kurtarmaya çalışan anne, bir umut ışığı arayan baba, eşinin bağımlılıktan kurtulmasını bekleyen insanlar var. Onların feryatları çoğu zaman duyulmuyor.
Yıllarca terör belası nedeniyle anneler ağladı. Evlatlarını vatan uğruna toprağa veren annelerin gözyaşları hafızalarımızda hâlâ taze. Şimdi ise başka bir tehlike annelerin yüreğini yakıyor. Bu kez düşman sınırlarımızın dışında değil; mahalle aralarında, okul çevrelerinde, sokak köşelerinde gençlerimizi hedef alıyor.
Uyuşturucu yalnızca bir asayiş sorunu değildir. Bu bir aile sorunudur, eğitim sorunudur, sağlık sorunudur ve en önemlisi bir gelecek sorunudur. Çünkü kaybettiğimiz her genç, aslında geleceğimizden eksilen bir parçadır.
Artık sadece sonuçları konuşmak yerine nedenleri ortadan kaldırmanın yollarını bulmalıyız. Aileleri bilinçlendirmeli, gençleri sporla, sanatla ve eğitimle buluşturmalı, bağımlılıkla mücadelede daha güçlü sosyal politikalar geliştirmeliyiz.
Bugün yaşanan her acı olaydan sonra birkaç gün üzülüp unutursak yarın yeni acı haberlerle karşılaşmaya devam ederiz. Çünkü uyuşturucu, sessiz ama acımasız bir şekilde toplumun damarlarına sızıyor.
Bir babanın yaşadığı çaresizlik aslında hepimize verilmiş bir mesajdır. O feryadı duymak, o acıyı anlamak ve harekete geçmek zorundayız.
Çünkü hiçbir anne-baba evladını toprağa vermemeli, hiçbir evlat bağımlılık yüzünden hayatını kaybetmemeli ve hiçbir aile bu kadar büyük bir çaresizliğe mahkûm edilmemelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: