Çeyrek Asırlık Yara
Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ve beş kahraman polis memurumuzun hain bir pusuyla şehit edilmesinin üzerinden tam çeyrek asır geçti. Bir nesil büyürken, Türkiye değişirken, toplumun vicdanında açılan o derin yara ne yazık ki kapanmadı, kapatılamadı...
Zamanaşımı Kararı
Bugün, dosyada yirmi beş yıldır firari olarak aranan Haşim Alabalık ile Murat Aktaş isimli sanıklar hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildi. Anılan sanıklar yönünden yakalama emri kaldırılarak dosyaları kapatıldı.
Toplumun Adalet Duygusu Sarsıldı
Bir hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak açıkça ifade ediyorum: Bu karar, toplumun adalet duygusunu sarsmış ve kamu vicdanında ciddi soru işaretleri yaratmıştır. Altı kamu görevlisinin aynı anda hedef alındığı, devlet otoritesine ve kamu düzenine yönelik böylesine ağır bir terör saldırısı dosyasında aradan geçen çeyrek asrın ardından kırmızı bültenle aranan sanıkların cezasızlıkla ödüllendirilmesi hukuk devleti ilkesi bakımından hem üzücü hem de düşündürücüdür.
Bu kararın hukuki boyutunu biz hukukçular uzun süre tartışacağız. Fakat meselenin bir de vicdani boyutu vardır. Ve bazen vicdanın sorduğu sorular, hukukun cevaplayabildiğinden çok daha ağırdır.
Çünkü burada sıradan bir dava dosyasından değil; devlet adına görev yapan bir emniyet müdürünün ve beş polisimizin katledildiği büyük bir suikasttan söz ediyoruz.
Uğur Mumcu ile Aynı Gün
Gaffar Okkan idealist bir emniyet müdürüydü ve en büyük isteği, Uğur Mumcu suikastını çözmekti.
Ne yazık ki Mumcu cinayetinden sekiz yıl sonra onunla aynı gün – 24 Ocak’ta – katledildi. Bu acı bir tesadüf müydü, yoksa kamu vicdanında yıllardır cevap bekleyen soruların bir parçası mıydı, bilemeyeceğiz. Ancak 6 polisimize karşı kurulan o hain pusu ve bu tarihsel çakışma, kamu vicdanında derin bir soru işareti olarak kaldı.
Hukuki Hata ve Cezasızlık Kültürü
Mahkemenin yirmi beş yıl üzerinden düşme kararı vermesinin hukuken tartışmaya açık olduğu görüşündeyim. Zira altı kamu görevlisinin planlı bir pusuda katledilmesi “nitelikli kasten öldürme” suçunu oluşturur. Bu suçun cezası ağırlaştırılmış müebbettir; bu durumda zamanaşımı süresi yeni TCK’ya göre kırk yıldır; suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ve esas alınması gereken eski TCK’ya göre ise otuz yıl olması gerekir. Üstelik 25 yıldır, dosyada hiç mi zamanaşımını durduran veya kesen bir işlem yapılmamıştır?
Katillerin usul hükümlerinden faydalanarak cezadan kurtulmasına kesinlikle müsaade edilmemelidir.
Bu karar toplumda yine “kaçan, adaletten kurtulur” algısı yaratarak cezasızlık kültürünü beslemiş, yine suça meyilli kişilerde cesaret yaratmıştır.
Reform İhtiyacı
Mevcut Türk Ceza Kanunumuz yalnızca soykırım ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımının olmadığını kabul etmektedir. (TCK m.77–78). Ağır yaşam hakkı ihlalleri, özellikle toplumsal barışı hedef alan terör eylemleri ve siyasi suikastlar bakımından ise mevzuatımızda esasında hukuki bir boşluk bulunmaktadır.
Zira pek çok ülkede yaşam hakkına yönelik ağır suçlarda zamanaşımının olmadığı yönünde özel düzenlemeler mevcuttur. Örneğin Almanya’da cinayet suçlarında zamanaşımı kaldırılmıştır. ABD’nin pek çok eyaletinde de cinayet davalarında “no statute of limitations” ilkesi geçerlidir yani zamanaşımı süresi uygulanmaz.
Türkiye’nin de artık bu konuda, yaşam hakkını, toplumsal vicdanı ve adalet beklentisini merkeze alan düzenlemeler yapmayı gündemine alması gerekmektedir.
Adaletten Vazgeçilemez
Hukuk devletinin temel görevi adaletin zamanaşımına uğradığını tespit etmek değil, tam tersini tesis edildiğini göstermektir. Cinayet dosyalarında adalet yorulmamalı, beklemekten asla vazgeçmemelidir.
Bu itibarla bugün tartışılması gereken yalnızca bir zamanaşımı kararı değildir. Tartışılması gereken şey, toplumun adalet duygusunun neden bu kadar sık yaralandığıdır.
Unutmayalım ki; vatandaşın devlete olan güveni sadece yollarla, köprülerle veya binalarla kurulmaz. Adaletle kurulur.
Vatandaş devletin gücüne, görünüşüne ya da söylemine değil; adaletine inanmak ister.
Vatandaş bilmek ister ki; arkasında kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, suç işleyen herkes bir gün mutlaka hukuk önünde hesap verecektir.
Bugün Gaffar Okkan dosyasında hissedilen toplumsal rahatsızlığın nedeni de tam olarak budur.
İnsanlar yalnızca bir emniyet müdürünü hatırlamıyor. İnsanlar aynı zamanda yarım kalmış bir adalet arayışını hatırlıyor.
Gaffar Okkan Kimdi
Hakkı hak edene teslim etmek gerekir ki o yalnızca güvenliği sağlamaya çalışan bir emniyet müdürü değildi. O devlet ile vatandaş arasında güven köprüleri kurmaya çalışan bir toplum gönüllüsüydü, bir toplum teknisyeniydi.
Makam odasının kapılarını halka açması, vatandaşla doğrudan iletişim kurması, kadın polisleri ilk kez trafikte görevlendirmesi,çocuklara ve gençlere sahip çıkması, sporu ve sosyal projeleri terör örgütlerinin etkisine karşı bir koruma kalkanı olarak kullanması,bunların hiçbiri sıradan uygulamalar değildi.
Diyarbakırspor’a verdiği destek, gençleri hayata bağlama ve kardeşlik ruhunu pekiştirme çabasıydı.
Kadın polisleri görünür kılması, toplumda kadına saygı kültürünü geliştirme ve cinsiyet eşitliğine katkı sunma gayretiydi.
Sokaktaki çocuklara el uzatması, yalnızca sosyal bir yardım değildi; suça sürüklenmelerini önleme gayretiydi, insan onuruna duyduğu saygının bir göstergesiydi.
Uyuşturucu çetelerine, organize suç yapılarına ve terör örgütlerine karşı yürüttüğü kararlı mücadele ise, yalnızca hukukun üstünlüğünü koruma gayreti değildi; bu illetlerin ileride devasa sorunlara dönüşeceği öngörüsüyle toplumu koruma gayretiydi.
Bu nedenle Diyarbakır halkının ve Türkiye’nin gönlünde yalnızca bir emniyet müdürü olarak değil; adalet duygusunu temsil eden bir devlet insanı olarak yer etti.
Ali Gaffar Okkan’ın Mirası
Yalnızca terörle mücadele değildir. Onun mirası, güvenliğin insan onuruyla ve toplumla birlikte korunabileceğini göstermesidir. Onun mirası, devletin vatandaşına tepeden bakmadan da güçlü olabileceğini göstermesidir.
Belki de bu yüzden Diyarbakır'da yalnızca bir emniyet müdürü olarak değil, bugün de 'Gaffar Baba' olarak hatırlanmaktadır. Çünkü insanlar makamları değil, kendilerine dokunan adaleti ve samimiyeti hatırlarlar.
Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da ifade ettiği gibi, Gaffar Okkan’a yönelik saldırı yalnızca bir kişiyi hedef almamış; toplumun huzurunu, kardeşliğini ve devlet ile halk arasında kurulmaya çalışılan güven köprüsünü de hedef almıştır.
Bugün Yapılması Gereken
Toplumun adalete olan inancını sarsmak değil; devlet ile halk arasında kurulmaya çalışılan o güven köprüsünü her davada, her kararda ve her uygulamada güçlendirmeye çalışmak olmalıdır.
Gelecek Partisi Olarak
Faili meçhullerin, karanlık suikastların, cezasızlık kültürünün ve adalet duygusunu zedeleyen her türlü anlayışın karşısında tavizsiz bir şekilde durmaya kararlıyız!
Dünün acılarını unutturarak veya bugünün hukuksuzlukları karşısında sessiz kalarak daha yaşanabilir bir Türkiye inşa edilemez.
Bu vesileyle, Şehit Emniyet Müdürümüz Ali Gaffar Okkan’ı ve onunla birlikte şehadete yürüyen kahraman polislerimizi rahmetle ve saygıyla anıyor; temsil ettikleri adil, vicdanlı ve halkla bütünleşen devlet anlayışını yaşatma kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.
Adalet gecikebilir; ancak bir milletin vicdanında yaşayan hakikat asla zamanaşımına uğramaz. Çünkü devletleri güçlü kılan yalnızca güvenlik kurumları değil, vatandaşlarının adaletin er ya da geç tecelli edeceğine olan sarsılmaz inancıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: