Bundan tam 102 yıl önce on binlerce Mehmetçiği yolladık bir daha geri dönmemek üzere Filistin topraklarına. Kasım ayının yaklaşması bu büyük kaybın hatırlanması gerektiğini haykırıyor adeta. Bir çoğunun dediği gibi acılarla doludur Kasım aylarında Türk tarihi.
Özellikle 20.yüzyılın kasım ayları çok da iyi geçmemektedir Türk tarihi için.1914'ün kasım ayında girdik Birinci Dünya Savaşı'na, yine bir Kasım ayında kaybettik Filistin topraklarını. 6 Kasım'da büyük yenilgi aldı ordumuz,17 Kasım'da Gazze elden çıktı ve 17 Kasım'da da Yafa.
Cemal Paşa Suriye Filistin Cephesi kumandanlığına tayin edildiğinde “ muazzam bir mrasim-i mahsusa ile yolcu edilirken” Haydar Paşa Garı’nda bir konuşma yapıyor ve şöyle diyordu:
“Ben Kanal’ı geçerken belki şehit olabilirim. Lakin arkamdan gelen silah arkadaşlarım cesedime basarak karşı sahile geçecekler ve Mısır’ı fethedeceklerdir.” Şam’a gelen Paşa orduyu kontrol altına alıyor ilk iş olarak. Ancak 15 Mart 1917’de İngilizlere yenilerek Gazze-Tellü’ş-Şeria-Birü’s-Sebi’ye doğru çekilmek zorunda kalıyor.
Tarihler 6 Kasımı gösterdiğinde Gazze Savaşlarının üçüncüsü yapılıyor. Üçüncü Gazze Savaşı. Daha önce 27 Mart ve 19 Nisan 1917'de yaptığımız Gazze Savaşlarını kazanmış ve İngilizlerin ilerleyişini durdurmuştuk. Fakat bu defa olanı yani Üçüncü Gazze Savaşı bir başka.
Bu muharebede Siyonizm’in ve bir kısım Arapların ihanetine uğruyoruz.
General Archibald Murray komutasında İngilizler Osmanlılarla Arap coğrafyasının bağlantısını koparmak için muazzam bir harekât başlatıyorlar.
Ani bir baskınla gerçekleşen ilk İngiliz taarruzu, donanma, “zırhlı otomobiller, uçaklar ve süvari kıtalarıyla desteklenen” kara piyadeleriyle yapılıyor. “Birinci Gazze Muharebesi” bu şartlar altında Osmanlı askerlerinin süngü hücumuyla zafer kazanılıyor. Burada kazanılan zaferde Çanakkale’den gelen alayın büyük rolü oluyor.
O sırada Gazze’de bulunan Falih Rıfkı Atay bu alayın kendinden en aşağı dört beş defa üstün kuvvetlere karşı Gazze’yi savunduğunu yazıyor. Ve bu muharebeden bahsederken “bir düzine demir yağmuru altında insanı deli gibi eden muharebe “olarak bahsediyor Atay.
Asker ve silahla desteklenen, “döşedikleri su boruları vasıtasıyla çöl sıcağında susuzluklarını giderebilen İngilizler” hazır konservelerle açlıklarını gidererek, günlerce istediği gibi yiyip içemeyen ordumuza karşı yeni bir taarruz başlatıyorlar. Ancak bu “İkinci Gazze Savaşı”nda da ordumuz galip gelmeyi başarıyor.
Gazze’de “Mantartepe”yi herkes bilir. O tepede Gazzelilerin değer verdikleri insanların mezarları olur. Peki önemi ne? Ordumuz o tepenin yani Arap mezarlarının altından sekiz tünel kazarak bu tünellerden geçip top ateşlerini idare ediyorlar. İngilizler ağır toplarıyla dövüyorlar tepeyi Ancak nafile. Ordumuz direndikçe direniyor. Nihayet İngilizler generallerini değiştirmek zorunda kalıyorlar.
Ancak İngiliz oyunu devreye giriyor ve din kardeşleri olan Emir Faysal kuvvetlerinin ihaneti sebebiyle büyük moral bozukluğu yaşanıyor Osmanlı askerlerinde. Ve daha fazla Gazze-Tellü’ş-Şeria-Birü’s-Sebi hattında tutunamayarak Gazze’yi tahliye ediyorlar.
İlerleyen günlerde İngilizlerin ve Arapların yoğun saldırıları karşısında geri kalan kuvvetlerimiz de ayrılıyor Filistin'den ve Filistin'in tamamı 17 Kasım'da çıkıyor elimizden. Tabi bunu 7 Aralıkta General Allenby tarafından alınan Kudüs takip ediyor.
İmparatorluğun en güçlü adamı Başkumandan vekili Enver Paşa cepheleri denetlemeye çıkıyor. Ve bu elim durumu Talat Paşa'ya gizli bir telgrafla bildiriyor. “Filistin ve Kudüs'ün kaybını sıradan bir kayıp gibi bildirmeye özen gösterdi.” diyor telgrafı yayınlayan Murat Bardakçı. ..Ordunun moralinin bozulmaması için olsa gerek..
Cemal Paşa yeni kurulan "Yıldırım Orduları Gurubu" başkumandan olarak Alman Falkenhayn'ın getirilmesine çok öfkeleniyor ve istifa ediyor.. Ancak bir süre sonra Falkenhayn görevden alınıyor ve yerine Liman Von Sanders Paşa getiriliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: