İsrailli bir yetkili Amerika ve İsrail’in İran’la olan mücadelesini tarif ederken “Bir elimizle rejimin boğazını zorla kavrıyoruz. Diğer elimizle de boğazı beklenmedik bir şekilde, tekrar tekrar, ta ki bağlantı kopana kadar sallıyoruz.” Cümlelerini kuruyor.
Ama ne hikmetse “rejim” dedikleri yapının (ki rejim ifadesi tamamen Amerika menşeli propaganda tanımlamasıdır) boğazını aylardır sıkmalarına (12 Gün Savaşları ve yıllarca süregelen yaptırımlardan bu yana) rağmen nefes yollarını tıkama kabiliyetinden yoksun olduklarını halen anlamamışlar.
İran’ın nefes borusu olan ticari güzergahına yapılan her türlü baskı ve her türlü hileli saldırı dahi nefessiz kalmalarını sağlayamadı.
İsrailli yetkili bu tanımlamayı yaparken, sığınıklarda veya bodrum katlarında sağlıksız bir nefes alışverişinin tedirginliğiyle yaptığının farkında değil. Dahası; mühimmatlarının yüzde 150’sini kullanma ihtiyacını duyduklarını, silah ekonomisini karmaşık yapısı içinde depresyonda olduklarının da farkında değil..
İran veya Devrim muhafızları için de mücadele, “vatan savunması” motivasyonu içinde pılanlı programlı şekilde devam diyor. Bir yandan Batı'nın enerji fiyatlarındaki artışa olan hassasiyetinden yararlanarak zaman kazanmaya çalışırlarken diğer yandan Amerikan kumrularının kuluçka yuvası olan Körfez ülkelerini canından bezdirerek Amerika’ya baskı kurmasını sağlıyorlar.
Netanyahu da aslında artan maliyetlerden ve bu maliyetlerin karşılıksız kalmasından oldukça rahatsız ve depresif bir ruh halinde.
Geçen hafta bir soruya "Savaş, sizin istediğiniz gibi bir plan değil” diye öfkeli bir cevap vermişti.
Oysa daha 1 ay önce Trump ’la görüşmesinde neşeli diyalogları vardı:
Trump bir savaşa planından bahseden Netenyahu^ya “Bunu nasıl savunuyorsunuz?” diye sorunca, Netenyahu “Siz keskin dişli eski bir kaplansınız, ama biz bir bal porsuğuyuz. Küçük, sağlam bir hayvan, ama vahşi ve dayanıklı “şeklinde gülüşmelere sahne olan bir cevap vermişti.
Ama anlaşılan “keskin dişli kaplanın” İranlıların boğazına dişlemesi ve “bal porsuğu”nun da küçük kümes hayvanlarına saldırması gibi İsraillilerin küçük çocuklara, bebeklere saldırması ve bu yolla sonuç alacaklarını düşünmesi çok bir işe yaramamış gibi.
Tıpkı boğazına dokunan bir kadın elini hissetmeyerek zaafını ortaya dökmeyen erkek gibi erkekle yüzleşmiş olmaları onlar açısından şaşırtıcı olmuş gibi.
On yıllarca boğazlarını geriye doğru bastırdıkları İranlıların boyunlarını kırmayı başarmadılar. Onlar sıktıkça İranlıların boğazları uygulanan basınca daha dayanıklı hale geldi. Onlar öldürdükçe diriler ölenlerden çok daha güçlü şekilde kendilerini gösterdi.
Başlangıçta “rejim” dedikleri yapıyı yemek siparişi verir gibi değiştirmeyi uman dünyanın teknolojik üstünlüğünü elinde bulunduran iki büyük gücü bu değişimin hiç de yemek siparişine bezemediğini gördüler, sipariş ettikleri menülerin kuryelere ulaşmasının dahi ne kadar zorlu olduğunu da..
Anlaşılan o ki; Netanyahu ne de Trump İran tarihini ve doğrayasına hakim olmadıklarını gösterdiler tüm dünyaya. Tarihlerini, tarihi dokularını ezebilir yok edebilesiniz ama asla tarihlerinin derinliklerine vakıf ve bu derinliklerde kendini şekillendirmiş bir topluma boyun eğdirmezsiniz.
İranlıların deyimiyle “düşman”, 1979’dan beri bastırdığınız boğaz halen nefes alma ve yenen yemeklerin geçiş görevini yerine getiriyorsa bir noktadan sonra boğazı sıkmanın bir işe yaramayacağını anlamalı artık.
Çünkü “düşman” her vurduğunda ağızlarında pelesenk olan “geri döndürülemez hasar verdik”lerini söylese de aslında her defasında İranlılara geri döndürülemez bir direnç motivasyonu kazandırıyor.
İran halkı nefes almaya devam edecektir inşallah. Ve küçük, yavru kümes hayvanlarını parçalayan bal porsuğu gibi çaresizce çocukları öldüren aşağılık Siyonistler de bu gün olmasa da zamanla bunu anlayacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: