15 Temmuz sonrası başlayan FETÖ süreciyle birlikte hayatımıza giren en tartışmalı kavramlardan biri “itirafçılık” oldu. Başlangıçta gerçeğe ulaşmak ve örgütsel yapıyı çözmek amacıyla başvurulan bu yöntem, zamanla adalet duygusunu zedeleyen bir araca dönüştü. Bugün gelinen noktada şu soruyu sormak artık kaçınılmazdır: Sadece bir kişinin itirafı, başka insanların özgürlüğünü elinden almaya yeter mi?
İtirafçı olan bir kişinin, kendi suçunu hafifletmek ya da tamamen ortadan kaldırmak amacıyla verdiği isimlerin gerçekten suçlu olup olmadığı çoğu zaman net değildir. Somut delil, belge, maddi kanıt olmaksızın yalnızca “şu da vardı, bu da vardı” gibi beyanlar üzerinden insanlar tutuklanmış, yıllarca cezaevinde kalmış, aileler dağılmıştır. Suçlu olması gerekenler dışarıda, suçsuz olması muhtemel olanlar içeride kalmıştır. Bu tablo, hukuk devleti ilkesine ağır bir darbe vurmuştur.
Bugün benzer bir durumun belediye başkanları üzerinden yeniden yaşandığını görmek kaygı vericidir. Suçlu olduğu iddia edilen bir kişinin itirafları neticesinde, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklu yargılanması toplum vicdanını yaralamaktadır. Eğer ortada gerçek bir suç varsa, bunun mutlaka somut delillerle ortaya konulması gerekir. Evrak, belge, kayıt, maddi kanıt olmadan verilen tutuklama kararları, adalet değil mağduriyet üretir.
Hukukun temel prensibi açıktır: Tutuklama bir ceza değil, istisnai bir tedbirdir. Asıl olan tutuksuz yargılamadır. Deliller toplanır, yargılama yapılır, suç sabit görülürse ceza verilir. Ancak sadece bir kişinin itirafına dayanarak insanları aylarca, yıllarca cezaevinde tutmak ne hukukla ne de vicdanla bağdaşır.
Unutulmamalıdır ki tutuklanan her kişinin bir ailesi vardır. Çoluğu, çocuğu, anne babası vardır. Bu insanlar sadece bir bireyin değil, tüm bir ailenin hayatını karartmaktadır. Toplumda adalet duygusu zedelendiğinde, bunun bedelini herkes öder. Çünkü adalet, sadece bugün suçlananlar için değil, yarın hepimiz için gereklidir.
Elbette suç işleyenler hukuk önünde hesap vermelidir. Kimsenin dokunulmazlığı olmamalıdır. Ancak bu hesaplaşma, hukuka uygun, adil ve delile dayalı olmak zorundadır. İtiraflar elbette değerlendirilebilir; fakat tek başına hüküm ve tutuklama gerekçesi olamaz.
Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerekmektedir. Aksi hâlde, geçmişte FETÖ sürecinde yaşanan ağır adaletsizliklerin bir benzerini tekrar yaşamamız kaçınılmaz olacaktır. Adaletin terazisi şaşarsa, bir gün o terazi hepimizin önüne konur.
Ve o gün geldiğinde, adaleti savunmuş olmak en büyük güvencemiz olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: