Evet, ne hale geldik değil mi?
Ve belki de en ürkütücü olan şu: Henüz en kötü günlerimizde bile değiliz…
Biz hâlâ uzak coğrafyalardaki savaşları konuşmaya, tartışmaya devam edelim. Televizyon ekranlarında gördüğümüz çatışmalar üzerine yorumlar yapalım. Ama evimizin içinde, okul koridorlarında, sokak aralarında sessizce büyüyen o başka savaşı görmezden gelelim. Çünkü o savaş, rahatsız edici. Çünkü o savaş, bizim sorumluluğumuzu da hatırlatıyor.
Bu bir oyun değil.
Bu bir şaka hiç değil.
Bu bir “akım” hiç değil.
Bu, adı konulmuş bir gerçek: akran zorbalığı.
Bugün geldiğimiz noktada çocuklarımız arasında yaşanan şiddet, artık münferit olaylar olmaktan çıktı. Sistematik hale geldi. Normalleşti. Hatta kimi zaman alkışlanır, kayda alınır, paylaşılır bir “gösteriye” dönüştü.
Peki nasıl geldik buraya?
Okumak istemeyen, farklı yeteneklere sahip çocukları tek tip bir sistemin içine zorla soktuk. Zorunlu eğitimi bir fırsat değil, bir dayatma haline getirdik. Her çocuğun aynı yoldan yürümesi gerektiğini düşündük. Yürüyemeyenleri ise “sorunlu” ilan ettik.
Evlerde ise başka bir boşluk büyüdü. İlgisiz, yorgun ya da çaresiz anne babalar… Çocuklarının dünyasına girmeye fırsat bulamayan, onların içindeki öfkeyi, yalnızlığı, sıkışmışlığı fark edemeyen ebeveynler… Kimisi ne yapacağını bilmiyor, kimisi de olanı biteni görse bile müdahale edecek gücü kendinde bulamıyor.
Bir de ekranlar var.
Şiddeti sıradanlaştıran, güçlüyü yücelten, zayıfı ezen içerikler… Çocukların rol model aldığı karakterler, izlediği videolar, oynadığı oyunlar… Hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo hiç de şaşırtıcı değil.
Ve sonuç…
Cezasız kalan her eylem, yeni bir eylemin önünü açıyor.
Yaptığının karşılığını görmeyen her çocuk, bir sınır daha ileri gidiyor.
Sessiz kalan her yetişkin, bu düzenin sürmesine istemeden de olsa katkı sağlıyor.
Bugün anne ve babalar büyük bir çaresizlik içinde izliyor.
Öğretmenler çoğu zaman yalnız bırakılıyor.
Çocuklar ise…
Geleceğimiz dediğimiz o çocuklar, kontrolsüz bir şekilde raydan çıkıyor.
Bu gidişatın sonu iyi değil.
Hatta açık konuşmak gerekirse, sonuç vahim.
Artık bu mesele görmezden gelinecek bir konu olmaktan çıkmıştır. Akran zorbalığına karşı sadece uyarılarla, temennilerle, “aman dikkat edelim”lerle yol alamayız. Bu noktada caydırıcı, net ve uygulanabilir yaptırımlar şarttır. Okullarda disiplin mekanizmaları güçlendirilmeli, aileler sürecin içine aktif şekilde dahil edilmeli ve en önemlisi çocuklara erken yaşta empati, saygı ve sınır bilinci kazandırılmalıdır.
Unutmayalım:
Bir toplum, en zayıfını nasıl koruyorsa o kadar güçlüdür.
Eğer bugün okul bahçesinde, sokakta ya da dijital dünyada ezilen bir çocuğun yanında duramıyorsak, yarın çok daha büyük kayıplarla yüzleşmek zorunda kalacağız.
Bu bir uyarı değil artık.
Bu, gözümüzün önünde büyüyen bir krizdir.
Ve eğer şimdi harekete geçmezsek…
Kaybedeceğiz.
GÖRMEZDEN GELDİĞİMİZ SAVAŞ: AKRAN ZORBALIĞI
Yayınlanma :
22.04.2026 14:20
Güncelleme
: 22.04.2026 14:20
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: