Toplum olarak en büyük zenginliğimiz; yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma kültürümüzdür. Milletimiz, depremde, selde, yangında ve her türlü afette elindekini ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı kutsal bir görev olarak görmüştür. Kimi cebindeki son parayı, kimi çocuğunun kumbarasını, kimi ise bir lokma ekmeğini hiç düşünmeden ihtiyaç sahipleri için bağışlamıştır.
Ne yazık ki son yıllarda bu kutsal duyguların istismar edildiğine yönelik iddialar ve yaşanan bazı olaylar, toplumda derin bir güven bunalımına neden olmuştur. Allah, kitap ve peygamber diyerek insanların dini duygularını kullanmaya çalışan, yardımseverliği kendi çıkarlarına alet eden kişiler varsa, bunun vebali son derece ağırdır.
Bir düşünün... Deprem olur, sel olur, yangın olur; ekranlarda ve meydanlarda yardım çağrıları yapılır. O çağrıları duyan küçük bir çocuk bile kumbarasını kırıp bağış yapar. Belki bir emekli son maaşından artırdığı parayı gönderir. Belki bir anne, mutfak masrafından kısarak destek olur. O insanlar, verdikleri yardımın gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşacağına inanarak fedakârlık yaparlar.
Hiç kimsenin, bu kutsal emaneti kötü emelleri için kullanmaya hakkı yoktur. İnsanların inancını, vicdanını ve merhametini sömürmek sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluk doğurur. İnanç üzerinden güven kazanıp bu güveni istismar etmek, toplumun en sağlam bağlarını zedeleyen davranışlardan biridir.
Eskiden insanlar yardım yaparken en ufak bir tereddüt yaşamazdı. Çünkü güven vardı. Allah korkusu vardı. Kul hakkından çekinmek vardı. Utanma duygusu vardı. Bugün ise birçok insan, "Acaba verdiğim yardım gerçekten yerine ulaşıyor mu?" diye düşünmek zorunda kalıyor. İşte asıl üzücü olan da budur.
Toplumda güven bir kez sarsıldığında, bunun bedelini sadece suistimal edenler değil, gerçekten yardım bekleyen masum insanlar da öder. Çünkü insanlar şüpheye düştükçe yardım etmekten çekinir, ihtiyaç sahipleri ise hak ettikleri desteğe ulaşamaz.
Unutmamak gerekir ki kul hakkı, affedilmesi en zor haklardan biridir. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, insanların alın terini, umutlarını ve dini duygularını kendi çıkarı için kullanan herkes hem vicdanlarda hem de ilahi adalet karşısında mutlaka hesap verecektir.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Ne ara bu kadar güvensiz bir toplum hâline geldik? Ne ara birbirimize şüpheyle bakmaya başladık? Kaybettiğimiz güveni yeniden inşa etmek, dürüstlüğü ve şeffaflığı yeniden hâkim kılmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü bu millet, yardım etmeyi bırakacak bir millet değildir. Yeter ki o yardımlar gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşsın. Yeter ki insanların en kutsal duyguları, hiç kimsenin kişisel çıkarına malzeme edilmesin.
Kuldan Utanmazlar, Allah'tan Korkmazlar mı?
Yayınlanma :
14.07.2026 16:54
Güncelleme
: 14.07.2026 16:54
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: