Bir zamanlar sokaklar çocuk sesleriyle çınlardı. Kapılar kilitlenmezdi, çünkü güven vardı. Komşunun çocuğu, kendi çocuğumuzdu. Bir tas çorba, bir tabak yemek komşuya uzatılır, “komşu komşunun külüne muhtaçtır” sözü sadece bir deyim değil, hayatın ta kendisiydi.
O zamanlar hatır vardı. Bir söz verildi mi, senet kadar kıymetliydi. Dostluklar menfaatle değil, yürekle kurulurdu. Birlikte ağlanır, birlikte gülünürdü. Bayram sabahları kapılar çalınır, büyüklerin elleri öpülür, küçüklerin cepleri şekerle dolar, gönüller bayram ederdi.
Peki ya şimdi?
Şimdi sokaklar sessiz. Çocuklar ekranlara hapsolmuş, oyunlar dijital, dostluklar sanal. Komşunun kim olduğunu bilmeyen insanlar var artık. Aynı apartmanda yıllardır oturup birbirine “günaydın” demeyenler…
Yalan, dolan, iftira… Her köşe başında bir başka haksızlık. İnsanlar birbirine güvenmiyor, kimse kimseye el uzatmıyor. Saygı, sanki eski bir masal kahramanı gibi; adı var, kendi yok. Sevgi desen, artık sadece şarkı sözlerinde yaşıyor.
Toplum olarak nereye gidiyoruz? Ne zaman bu kadar yabancılaştık birbirimize? Ne zaman çıkarlar, duyguların önüne geçti? Ne zaman “ben” bu kadar büyüdü de “biz” küçüldü?
Belki de yeniden hatırlamamız gerekiyor: Bir tebessümün, bir selamın, bir dost elinin ne kadar kıymetli olduğunu. Belki de yeniden öğrenmeliyiz; paylaşmayı, dinlemeyi, anlamayı… Çünkü biz bir zamanlar çok güzeldik. Şimdi ise, o güzellikleri özlüyoruz.
Ama hâlâ geç değil. Yeter ki hatırlayalım kim olduğumuzu. Yeter ki yeniden hatır koyalım aramıza. Çünkü biz, birlikte güzeliz.
Yorumlar
Kalan Karakter: