Ne yazık ki, günümüzün en önemli sorunlarından biri, insanların çalıştıkları yerlerde huzurlu verimli ve faydalı bir ortamın bulunmaması.
Bu durum hem bedensel hem de psikolojik ve gelişimsel olumsuz sonuçlar doğuruyor.
İşyerlerinde çalışanlara yönelik sistematik baskı, iş yükünün orantısız arttırımı, derdi hizmet olmayanların personele karşı nefis ve ego savaşı, dışlama, itibarsızlaştırma ve psikolojik yıldırma uygulamaları (mobbing), hem kamu kurumlarında hem de özel sektörde hukuka aykırıdır.
İnsanlara, özellikle arkasında güç olmayanlara yönelen; liyakatsiz, görevi kötüye kullanan, yetkisini baskı aracına dönüştüren idareci ve yöneticilerin personele uyguladığı her türlü psikolojik baskı, açıkça sorumluluk doğurur.
Eğer bu fiiller kamu kurumlarında gerçekleşiyorsa, idarenin işleyişine zarar verir ve kamu görevlileri açısından disiplin ve ceza sorumluluğu doğurur.
Özel sektörde ise işverenin gözetim borcunun ihlali anlamına gelir ve işçi açısından İş Kanunu m.24/II uyarınca iiş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir.
Nitekim İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi Genelgesi uyarınca; çalışanların psikolojik tacize maruz kalmasının önlenmesi, işverenlerin ve yöneticilerin sorumluluğundadır. Bu kapsamda işyerlerinde gerekli önleyici tedbirlerin alınması zorunludur.
Her ne kadar bazı işverenler, Türk hukukunda açık bir mobbing kanunu bulunmadığını düşünerek rahat hissetseler de, bu hiç de rahatlatıcı bir unsur değildir. Çünkü mobbing fiilleri, hem iş hukuku hem de ceza hukuku çerçevesinde değerlendirilmekte; hukuki yaptırımlar doğurmaktadır.
Örneğin:
Türk Borçlar Kanunu m.417 uyarınca işveren, işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermekle yükümlüdür. Buna rağmen bir işverenin işçinin kişilik haklarına saldırıda bulunması, fiziksel özellikleri ile alay etmesi, onu iş sözleşmesinin feshi ile tehdit etmesi vb. Mobing olduğu gibi aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında hakaret (m.125), tehdit (m.106) ve görevi kötüye kullanma (m.257) gibi fiilleri içerir ve ayrıca suç teşkil edebilir.
Hakkıyla çalışan, görevini dürüstlükle yerine getiren işçilerin korunması; yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda vicdani bir yükümlülüktür. Adaletin tesisi, ancak emeğin ve hakkın korunmasıyla mümkündür.
Haklarını bilen ve şikayet hakkını kullanan işçiye karşı mobbinge devam eden yöneticiler, hem etik hem de hukuki olarak sorumludur. Bu kişiler, işçi lehine tazminat yükümlülüğü ve ceza sorumluluğu ile karşılaşabilirler.
Sonuç olarak, mobbing yalnızca bir yönetim zafiyeti değil, açık bir hukuk ihlalidir. Bu tür davranışlara maruz kalan çalışanların yasal haklarını kullanması hem kendileri hem de işyerinin adil işleyişi açısından elzemdir. .
Sırf birilerinin işine yaradığı için bu yönetim anlayışını benimseyen idarecileri ve onların uygulamalarını görmezden gelen, bu kişileri koruyan ve sistem içinde tutanlar da bu hukuka aykırı sürecin parçasıdır ve sorumluluktan muaf değildir.
Unutulmamalıdır ki; kanunlar susmaz, vicdanlar unutmaz, ve hakkı gasp eden kim olur ise olsun, hukukun ve vicdanın terazisinde er ya da geç hesap verir.
Bâki muhabbet ve duâ ile.
Yorumlar
Kalan Karakter: