Adana’nın akşamına bir kalabalık çöktü.
Bir yürüyüş değil bu. Bir gösteri değil.
Bir şaşkınlık, bir savruluş, bir yabancılaşma.
Ziyapaşa’dan başlayan o kalabalık,
sözde tiyatronun gölgesinde ilerlerken
aslında ruhunu kaybeden bir sanatın cenazesini taşıyordu.
Bir zamanlar sahnede ter vardı,
replik vardı, insan vardı!
Toz yutan perdeler,
oyuncunun titreyen sesiyle açılırdı.
Şimdi?
Gökyüzüne bakıyoruz.
Bir ejderha!
Ardından bir robot!
Işıklar çakıyor.
Gözler kamaşıyor.
Ama kalp?
Kalp bomboş!
Bu mudur tiyatro?
Bu mudur sanat?
Sahne dediğin; insanın içini deşer!
Sahne dediğin; bir bakışla isyan ettirir!
Sahne dediğin; insanı insana anlatır!
Ama burada ne var?
Makine var!
Yapay var!
Ruhsuzluk var!
Adana’nın semalarında uçan o ejderha,
aslında sanatın boğazına dolanmış bir dumandır!
O robot…
insanın yerini almaya çalışan bir soğukluk,
bir hissizliktir!
Alkışlayanlar oldu.
Evet, oldu.
Çünkü ışık göz alır,
gürültü büyüler,
ama derinlik?
Derinlik sabır ister!
Kimse sormadı:
“Bu gösteri bize ne anlatıyor?”
Kimse demedi:
“Bu tiyatroysa, insan nerede?”
Adana’nın toprağı pamuk kokar,
portakal çiçeğiyle sarhoş eder insanı.
Bir ışık gösterisi yapılacaksa,
neden o dalda sallanan portakal yok?
Neden Büyük Saat’in vakur duruşu yok?
Neden bu şehrin ruhu yok?
Yabancı getirmişsiniz
Tamam!
Ama kendi ruhunu kapıda bırakmışsın! Gibi bir durum var.
Bu bir sanat ithalatı değil,
bu bir kimlik ihracıdır!
Kendi değerini dışarı atıp,
başkasının boşluğunu içeri almaktır!
Tiyatro;
Bir milletin aynasıdır!
Sen aynayı kırarsan,
yüzünü nerede göreceksin?
O gece Adana’da
bir ejderha uçmadı aslında.
Bir robot da geçmedi insanların üstünden.
O gece;
sanatın ruhu uçtu!
Ve geriye sadece
gürültü kaldı.
Ve biz.
alkışlarla
kendi sessizliğimizi örttük.
Bu yaşanılmışlık Yöneticilerimize bir sözümüz yok. Hallanda'lı tiyatrosunu ancak bu ucube görüntü ile kutlardı böylede oldu.
Sözüm tastamam Hollanda ekibine.
Yorumlar
Kalan Karakter: