Adana’nın sıcağı, bu kez güneşten değil;
şiirin dizelerinden, tiyatronun sahnesinden, sazın telinden ve insan yüreğinden yükseldi.
Gündüz vaktiydi,
Şehrin telaşı sürerken, Adana Tabip Odası Sosyal Tesisleri’nde bambaşka bir dünya kurulmuştu.
Kapıdan içeri giren herkes, sıradan bir etkinliğe değil; sanatın nefes aldığı büyük bir kültür yolculuğuna adım atıyordu.
Akdeniz Sanat Günleri.
Bir haftadır Adana’nın ruhunu sanatla yoğuran o büyük buluşma, son gününde adeta bir duygu seline dönüşmüştü.
Salonun içinde boş koltuk yoktu.
Ama mesele sadece doluluk değildi.
Asıl mesele, insanların kalplerinin de sanatla dolmuş olmasıydı.
Ankara’dan gelen vardı, Antalya’dan gelen vardı, Antep’ten, Osmaniye’den gelen sanat sevdalıları vardı.
Herkes aynı dilde buluşmuştu:
Sanatın dilinde.
Bir köşede flütün ince sesi yükseliyor,
öte tarafta gitarın telleri insanın içine işliyordu.
Klarnet, bazen bir ayrılığı anlatıyor, bazen çocukluk anılarını çağırıyordu.
Saz eşliğinde anlatılan öyküler,
yalnızca dinlenmiyor; yaşanıyordu sanki.
Türküler salonun duvarlarına çarpıp geri dönüyor,
Batı klasik müziğinin zarif ezgileriyle birleşerek adeta görünmez bir sanat kozası örüyordu.
Şairler dizelerini okurken zaman duruyor,
tiyatrocular sahnede yalnız karakterleri değil, hayatın kendisini canlandırıyordu.
İnsan o an anlıyordu:
Kültür, sanat, edebiyat ve tiyatro sadece etkinlik değildir.
Onlar; kökleri geçmişe uzanan, geleceğe ışık taşıyan eşsiz birer mirastır.
Etkinliği yönetenlerin nezaketi ise ayrı bir güzellikti.
İnsanlar birbirinin sözünü kesmeden konuşuyor,
teşekkürler havada uçuşuyor,
saygı adeta görünür bir el gibi salonun üzerinde dolaşıyordu.
Kapanış konuşmaları başladığında,
bir haftalık emeğin yorgunluğu değil; mutluluğu vardı insanların yüzünde.
Katılım belgeleri tek tek sanatçılara verildi.
Alkışlar bazen güçlü, bazen yorgun ama hep samimiydi.
Tam her şey güzel bir duyguyla tamamlanırken,
Kapanış anında bir kelime yankılandı salonda;
“Yansıtıcı”
Bir anlık sessizlik geçti insanın içinde.
İsimler bazen unutulabilirdi elbette.
Böyle büyük organizasyonlarda eksikler de olurdu.
Ama bazı kelimeler vardır;
küçük görünür, büyük iz bırakır.
Yine de o günün güzelliği,
bir kelimenin gölgesinde kaybolacak kadar zayıf değildi.
Çünkü o salonda insanlar sadece etkinlik izlemedi.
Sanata dokundu.
Şiirin içine yürüdü.
Müziğin içinde kayboldu.
Tiyatronun aynasında kendini gördü.
Adana, bir kez daha gösterdi ki;
"Sanat yaşayan şehirler hiçbir zaman karanlıkta kalmaz."
Yorumlar
Kalan Karakter: