Gece, usulca çekilirken kışın yorgun gölgesiyle,
toprak derin bir nefes aldı.
Sabah, baharın en güzel türküsüyle doğdu: Hıdırellez.
Rüzgârın dili vardı bugün;
ağaçların dallarında umut fısıldıyordu.
Her yaprak, yeniden doğmanın bir nişanı,
her çiçek, sabrın ödülüydü.
İnsan da toprak gibiydi aslında.
Soğuk günlerde içine kapanan,
suskunlaşan, bekleyen.
Ama sonra bir gün,
güneş yüreğine dokununca,
o da filiz verirdi yeniden.
Hıdırellez işte tam da buydu;
sadece doğanın değil, insanın da dirilişiydi.
Bir dilek tutar gibi baktı insanlar gökyüzüne,
ellerini toprağa sürüp umut ekti her biri.
Kimisi bir gül dalına bağladı hayallerini,
kimisi bir kâğıda yazdı kalbinin gizli duasını.
Derler ki, bu gece
Hızır ile
İlyas
yeryüzünde buluşur.
Biri karanın, biri suyun bereketini taşır;
ve buluştukları yerde hayat çoğalır.
Belki de bu yüzden
bir kıvılcım yakılır gecenin ortasında;
ateşten atlayan her insan,
geçmişin ağırlığını geride bırakmak ister.
Çocuklar güler, büyükler susar,
ama herkesin içinde aynı dua yankılanır:
“Yeniden başlamak mümkün olsun ”
Hıdırellez,
sadece bir gelenek değil,
bir hatırlayıştır aslında;
unutulan umudu, küllenmiş hayalleri,
yeniden diriltmenin adıdır.
Sabah olduğunda,
güneş biraz daha sıcak doğar,
insan biraz daha inanır hayata.
Çünkü bilir ki;
her kışın bir baharı,
her gecenin bir sabahı,
her umutsuzluğun bir Hıdırellez’i vardır.
Yorumlar
Kalan Karakter: