Toroslar'ın doruklarında doğan bir damla su, binlerce yıldır aynı yolculuğu yapıyordu.
Karların bağrından kopup küçük bir pınar olarak yola çıkıyor, kayaların arasından süzülüyor, dere oluyor, çay oluyor, sonunda da Seyhan'ın kollarında koca bir nehre dönüşüyordu.
Oysa o su yalnızca su değildi.
Bir medeniyetin hafızasıydı.
Bir çiftçinin duasıydı.
Bir çocuğun geleceğiydi.
Bir şehrin alın yazısıydı.
Bir gün Çukurova'nın ortasında, yaşlı bir pamuk üreticisi torununu yanına çağırdı.
Önlerinde uzanan bereketli ovaya baktılar.
Bir zamanlar bembeyaz pamuklarla süslenen tarlaların bir kısmı boş kalmıştı.
Dedesi, torununun omzuna elini koydu.
"Evlat," dedi, "insanlar toprağın sırrını arar. Kimi gübrede, kimi tohumda, kimi makinelerde. Oysa bu ovanın gerçek sırrı sudadır."
Çocuk şaşkınlıkla sordu:
"Su her yerde var dede. Bunun sırrı ne?"
Yaşlı adam gülümsedi.
"Suyun kıymetini bilmek evlat."
O sırada Seyhan Nehri sessizce akıyordu.
Asırlardır yaptığı gibi.
Ne şikâyet ediyor ne de övünüyordu.
Sadece akıyordu.
Fakat sanki içinden şöyle diyordu:
"Ben size yalnızca içecek su vermiyorum.
Tarlalarınızı yeşertiyorum.
Elektriğinizi üretiyorum.
Balığınızı büyütüyorum.
Sanayinizi besliyorum.
Kuşlara yuva, toprağa can oluyorum.
Peki siz benim kıymetimi biliyor musunuz?"
Rüzgâr hafifçe esti.
Seyhan Baraj Gölü'nün yüzeyinde küçük dalgalar oluştu.
Güneş ışıkları suyun üzerinde altın taneleri gibi parlayıp yayıldı.
İşte o an insan düşünüyor:
Neden bu bereket daha güçlü değerlendirilmesin?
Neden rüzgârın gücüyle suyun dostluğu buluşturulmasın?
Neden uygun alanlara kurulacak rüzgâr gülleriyle yeni enerji kapıları açılmasın?
Neden üretilen enerji sanayinin yükünü hafifletmesin?
Neden pamuk yeniden Çukurova'nın beyaz gelini olmasın?
Neden balık çiftlikleri gençlere yeni iş kapıları sunmasın?
Neden bu topraklar yeniden üretimin başkenti olmasın?
Çünkü su yalnızca nehir değildir.
Su bir kalkınma hikâyesidir.
Su bir gelecek projesidir.
Su bir milletin zenginliğidir.
Bugün dünyanın birçok ülkesi bir damla su için planlar yaparken, Çukurova'nın bağrından geçen bu büyük nimet sessizce akmaya devam ediyor.
Belki de mesele suyun akması değil.
Mesele onun anlattığı hikâyeyi duyabilmek.
Gece çökerken Seyhan yine akıyordu.
Ay ışığı suların üzerine düşmüş, nehir gümüş bir yol gibi uzanmıştı.
Sanki Toroslar'dan gelen o kadim ses bütün Çukurova'ya fısıldıyordu:
"Ben sizin geçmişinizim.
Ben sizin geleceğinizim.
Beni sadece seyretmeyin.
Beni anlayın."
İşte Çukurova'nın su sırrı buydu.
Su aktıkça hayat vardı.
Hayat oldukça umut vardı.
Umut oldukça da bu bereketli topraklar bir gün yeniden coşacak, yeniden üretecek, yeniden Anadolu'nun bereket destanını yazacaktı.
Belki o gün geldiğinde, Seyhan'ın kıyısında duran insanlar yalnızca akan suyu değil, akan geleceği de göreceklerdi.
Bu proje Adana'mızı uçurur.
Yorumlar
Kalan Karakter: