Bir bilsem, bir bilsen iki gözüm.
Biz bu dünyaya ne için gelmiştik..?
Toprağı sürmek, tohumu ekmek, alın terini ekmeğe katmak, bir lokmayı paylaşmak, akşam olunca göğe bakıp şükretmek için değil miydi..?
Bir avuç toprağın üzerinde, bir nefeslik ömrü yaşayıp gitmek bu kadar mı zorlaştı..?
Eskiden insanın eli nasırlıydı ama vicdanı yumuşaktı. Şimdi eller yumuşadı, vicdanlar taş kesildi.
Köyün yaşlı çiftçisi Hasan Ağa bunu çok önceden görmüştü.
Bir gün tarlasının başında durmuş, kurumuş toprağa bakıyordu. Yanına gelen torunu:
— Dede, neye bakıyorsun..? diye sormuştu.
Yaşlı adam gözlerini ufka dikmişti.
— Toprağa değil evlat, insanlara bakıyorum, demişti.
Torun anlamamıştı.
— İnsanlara mı..?
— Evet.i, Eskiden bu topraklar yorulurdu ama insan bozulmazdı. Şimdi toprak duruyor, insan çürüyor.
O söz rüzgâra karışıp gitmişti.
Aradan yıllar geçti.
İnsanlar daha büyük evler yaptı ama içlerinde yaşayacak huzur bulamadı.
Daha pahalı arabalara bindi ama gidecek doğru yolu kaybetti.
Daha çok konuştu ama daha az doğru söyledi.
Daha çok kazandı ama daha az şükretti.
Ve en kötüsü;
İyiler sustu.
Kötüler konuştu.
Namuslular utandıkları için geri çekildi..!
Namussuzlar utanmadıkları için meydanları doldurdu..!
İşte hayatın kırıldığı yer tam da burasıydı.
Çünkü kötülük çoğaldığı için değil, iyilik suskunlaştığı için büyüdü.
Bir hırsız kapıyı çalarken korkmadı.
Bir yalancı kürsüye çıkarken çekinmedi.
Bir vicdansız insanların hakkını yerken yüzü kızarmadı.
Ama dürüst adam,
"Başım ağrımasın" dedi.
Haklı adam,
"Boş ver" dedi.
Vicdanlı adam,
"Bir şey değişmez" dedi.
Böyle böyle, kötülük, cesaret kazandı.
Tarlalar ekilmediği için değil, vicdanlar terk edildiği için bereketini kaybetti.
Çocuklar aç kaldığı için değil, büyükler doymaz olduğu için dünya karardı.
Oysa ölüm hâlâ aynı ölümdü.
Zengin fakir ayırmadan geliyordu.
Makam mevki dinlemiyordu.
Bir saniye sonrasını bile garanti etmeyen hayatın içinde insanlar kendilerini ebedî sanıyordu.
Bugün kavga ettikleri koltukların yarın başka birinin altında olacağını unutuyorlardı.
Bugün uğruna birbirlerini ezdikleri servetin yarın miras kavgasına dönüşeceğini göremiyorlardı.
Bir bilsem, bir bilsen iki gözüm,
Bu kadar hırsı, bu kadar kibri, bu kadar öfkeyi mezara nasıl sığdıracaklar..?
Toprağın altında herkes aynı sessizliğe gömülürken, yukarıda bu kadar gürültü koparmanın ne anlamı var..?
Belki de en büyük kaybımız fakirleşmek değildi.
Belki de en büyük kaybımız insan kalamamaktı.
Çünkü hayatı kaybetmedik aslında.
Hayatı ıskaladık.
Bir tarlanın başında şükretmeyi,
Bir sofrada bölüşmeyi,
Bir yetimin başını okşamayı,
Bir haksızlığın karşısında dimdik durmayı,
Bir doğruyu korkmadan söylemeyi,
İşte bunları ıskaladık iki gözüm.
İnsan, bazen vurulduğu yerden değil, unuttuğu değerlerden ölür.
Çünkü hayat, nefes almak değil; hakkın yanında durabilmektir.
Bizler nefes almayı sürdürdük belki,
Ama hayatı ıskaladık iki gözüm..!
Yorumlar
Kalan Karakter: