Ben Edebiyatım,
Bir zamanlar insanların ateş başında anlattığı masallarda doğdum. Kil tabletlere kazındım, papirüslere işlendiğim günler oldu.
Şairlerin gözyaşında, sürgünlerin mektuplarında, annelerin ninnilerinde büyüdüm.
Yirminci yüzyıl geldiğinde ise insanlık, kendi elleriyle kurduğu uygarlığın enkazı altında kaldı. Savaşlar gördüm. Açlık gördüm. Toplama kamplarının dikenli tellerine takılan çocuk seslerini duydum. Hiroşima'nın üzerine düşen ateşten güneşi gördüm. İnsan, göğe ulaşacak kadar yükselmişti ama kalbine inmeyi unutmuştu.
O günlerde bana sordular:
"Felaket karşısında susacak mısın Edebiyat?"
Ben sustum bir süre,
Çünkü bazı acılar kelimelerden büyüktü. Bazı çığlıklar hiçbir alfabeye sığmıyordu. Fakat sonra fark ettim ki susmak, zalimin ekmeğine yağ sürmekti. Ben konuşmazsam, ölenlerin hatırası yetim kalacaktı.
Bu yüzden konuştum.
Bir şiir oldum savaş meydanlarında. Bir roman oldum sürgün yollarında. Bir hikâye oldum yıkılmış şehirlerin arasında.
İnsanlığın vicdanına dönüşmeye çalıştım.
Aradan yıllar geçti,
Takvimler yirmi birinci yüzyılı gösterdiğinde herkes daha güzel bir dünya bekliyordu.
Teknoloji ilerledi. İnsanlar ceplerinde dünyayı taşımaya başladı. Bir düğmeyle kıtalar birbirine bağlandı.
Fakat ben yine sokaklarda dolaşıyordum.
Bu kez savaşlar ekranlardan akıyordu. Çocukların gözyaşları canlı yayınlarla evlere ulaşıyordu. Denizler plastiklerle boğuluyor, ormanlar sessizce yanıyordu.
İnsanlık bilgi çağındaydı ama bilgelik hâlâ eksikti.
Ben Edebiyat olarak yine aynı soruyla karşılaştım:
"Şimdi ne yapacaksın?"
Dedim ki;
"Ben insanın unutmaya çalıştığı her şeyi hatırlatacağım."
Çünkü çağ değişmişti ama insanın yalnızlığı değişmemişti. Makineler çoğalmıştı ama merhamet aynı hızla büyümemişti. Binalar yükselmişti ama vicdanın çatısı bazı yerlerde çökmüştü.
Bugün ben, dijital ekranların ışığında yaşamaya devam ediyorum. Kitap sayfalarında, internet sitelerinde, genç bir şairin telefonuna yazdığı dizelerde nefes alıyorum.
Hâlâ aynı gerçeği fısıldıyorum:
Bir çocuğun gülüşü bütün ideolojilerden değerlidir.
Bir annenin gözyaşı bütün savaşlardan ağırdır.
Bir insanın onuru bütün iktidarlardan büyüktür.
Eğer dünya bir gün kurtulacaksa, bunu yalnız teknolojiyle değil; vicdanla, sanatla ve edebiyatla başaracaktır.
Çünkü ben Edebiyatım,
Felaketlerin karşısında yalnızca tanık değilim. İnsanlığın kaybolan kalbini arayan son fenerlerden biriyim.
Ne kadar karanlık olursa olsun çağlar, bir yerlerde bir çocuk kitap açtığı sürece, bir şair gökyüzüne baktığı sürece, bir yazar hakikatin peşinden yürüdüğü sürece;
ben yaşamaya, insana insanı anlatmaya, yaraları kelimelerle sarmaya devam edeceğim.
Edebiyat kainatı anlatır.
Yorumlar
Kalan Karakter: