Adana'nın sokakları konuşurdu eskiden. Kaldırımlarda yürüyen insanlar, çay ocaklarında demlenen sohbetler, esnafın tezgâhı, çiftçinin tarlası.
Herkesin dilinde aynı cümle dolaşırdı:
"Bu şehirde taşlar ne zaman yerine oturacak?"
Çünkü şehir, yıllarca birbirini bekleyen umutların, yarım kalan projelerin ve bitmeyen siyasi hesapların yükünü taşıdı.
Bir gün biri geldi, ertesi gün bir başkası gitti.
Değişen isimlerdi ama değişmeyen, Adana'nın bekleyişiydi.
Sonra zaman ağır ağır yönünü değiştirdi.
Siyasetin sert rüzgârı yerini sağduyuya bırakmaya başladı.
İl başkanları koltuklarına oturdu, teşkilatlar şekillendi, dengeler oluştu.
Şehrin siyaset terazisi, uzun zaman sonra ilk kez sarsılmadan durmayı başarıyor.
O gün yaşlı bir terzi dükkânının önünde otururken genç çırağına şöyle dedi:
"Evlat, Bir şehirde taşlar yerine oturursa önce güven gelir. Güven gelince yatırım gelir. Yatırım gelince ekmek büyür. Ekmek büyüyünce insanlar birbirine daha çok umut verir."
Aslında mesele sadece siyaset değildi.
Mesele, istikrarın şehrin ruhuna yeniden dokunmasıydı.
Adana, bereketli topraklarıyla, sanayisiyle, ticaretiyle ve insanıyla güçlü bir kent, İhtiyacı olan tek şey; kavganın değil ortak aklın hâkim olması.
Bugün kahvehanelerde, iş yerlerinde ve pazar yerlerinde konuşulan ortak temenni de aynı:
"Kim kazanırsa kazansın, yeter ki Adana kazansın."
Çünkü şehirler, kişilerin değil; birlik ve istikrarın omuzlarında yükselir.
Belki de yıllar sonra biri yine aynı soruyu soracak:
"Taşlar ne zaman yerine oturdu?"
Cevap, Adana'nın vicdanında çoktan yazılmış olacak:
"İnsanlar birbirini rakip değil, aynı şehrin geleceğini paylaşan yol arkadaşları olarak görmeye başladığında."
Yorumlar
Kalan Karakter: