Bir şehir düşünün,
Sokaklarında siyaset konuşulurken insanların yüzü asık,
Kalpler yorgun, cümleler kırgın.
Ama bir gün, bir sanat merkezinin kapısı aralanıyor.
İçeriden bir piyano sesi yükseliyor önce.
Sonra bir ressamın fırçasından dökülen renkler karışıyor duvarlara. İnsanlar fark ediyor;
Uzun zamandır unuttukları bir şey varmış:
Birbirini dinlemek.
Adana’nın sıcak akşamında,
Bir çocuk sessizce resimlere bakıyordu.
Belki yoksuldu,
Belki umutlarını okul çantasına sığdırmaya çalışan binlerce çocuktan biriydi.
Ama o gece gözlerinde başka bir ışık vardı.
Çünkü sanat,
İnsanın içine dokunan görünmez bir kandildi.
Bünyamin Deniz Kıraç konuşurken salonda derin bir sessizlik oldu:
“Bugün siyaset gol yemiş durumda. Sanatı konuşmalıyız .”
İşte o cümle,
Bir duvara yazılmış slogan değil,
Yorgun zamanların içinden geçen bir çığlıktı sanki.
Çünkü insanlar artık kavga sesinden yorulmuştu.
Televizyonlardan taşan öfke,
Sosyal medyada büyüyen kırgınlık,
Birbirine sırt dönen kalpler.
Oysa bir kemanın teli,
Bir şiirin mısrası,
Bir tiyatro sahnesindeki alkış
İnsanları yeniden aynı masada buluşturabiliyordu.
Bir ressam tuvale umut çizdi o gece.
Bir genç kız piyanosuyla suskun kalpleri konuşturdu.
Salondaki herkes anladı ki;
Sanat yalnızca sergi değildir.
Sanat, insanın içindeki karanlığa yakılan mumdur.
Dışarıda şehir bütün gürültüsüyle akıyordu.
Ama Artika Sanat Merkezi’nin içinde başka bir dünya vardı.
Orada insanlar birbirinin yüzüne öfkeyle değil,
Hayranlıkla bakıyordu.
Belki de dünya tam burada değişmeye başlıyordu.
Bir şiirin içinde,
Bir tablonun renginde,
Bir piyanonun tuşlarında.
O gece Adana’nın gökyüzüne görünmez bir cümle yazıldı:
“Bir ülkeyi siyaset yönetebilir,
Ama bir milleti ancak sanat iyileştirir ”
Yorumlar
Kalan Karakter: