Salonun kapıları aralandığında içeri sadece öğrenciler değil, kelimeler de girdi o gün.
Sıralar doldu, sesler sustu, ama yürekler konuşmaya hazırdı.
Adana Kız Lisesi’nin o geniş konferans salonunda, bir kitap sessizce ortada duruyordu:
Toprak Ana.
Ama o gün o kitap sadece okunmadı;
Sorgulandı, hissedildi, yaşandı.
Adana Sanat Evi ile kurulan o köprüde, Adana Şair Yazarlar Platformunun da Üyeleri vardı, genç zihinler edebiyatla buluştular.
Ve kelimeler bir anda fırtınaya dönüştü.
Kürsüde bir ses yükseldi, sonra bir başkası.
Ama en güçlü olan, öğrencilerin içinden gelen o samimi seslerdi.
Kimi savaşı anlattı, kimi anneyi.
Kimi toprağın sabrını, kimi insanın çaresizliğini.
Çünkü Cengiz Aytmatov sadece yazmamıştı;
Yaşamış, hissetmiş ve satırlara bırakmıştı acıyı.
Bir öğretmen konuştu sonra.
“İnsan, başkasının aklını kullanmak için kitap okur” dedi.
Salon bir an sustu.
Çünkü o cümle, herkesin içine dokundu.
Bir başka ses yükseldi kalabalığın içinden;
“Keşke savaşlar hiç olmasa.”
Bu, bir öğrencinin değil, insanlığın cümlesiydi aslında.
Adana Şair Yaxarlar Platformu üyesi Yazar
Yaşar Erkmen sorular sordu,
Cevaplar bazen kelime oldu, bazen suskunluk.
Ama her cevap, bir düşünceyi büyüttü.
Şengül Demiralay zamanın hızına dikkat çekti;
İnternetin içinde kaybolan insanı hatırlattı.
“Kitap okuyan, başka dünyalara kapı aralar” dedi.
Ve Songül Yurdacan…
Yıllar öncesinden getirdiği bir duyguyu bıraktı ortaya:
“1984’te okuduğum tat ile bugünkü farklı…”
Demek ki bazı kitaplar eskimezdi,
Sadece derinleşirdi.
O gün orada bir gerçek daha yazıldı hafızalara:
Toprak sadece basılan yer değildi.
Toprak, insanın hikâyesiydi.
Ve herkes bir an anladı;
Topraktan geldik.
Toprağa döneceğiz.
Ama arada bıraktığımız izler,
İşte böyle salonlarda, böyle genç yüreklerde yaşayacak.
Program bittiğinde kimse aynı değildi artık.
Bir kitap, yüzlerce kalbe dokunmuştu.
Ve belki de o gün,
Birileri sadece Toprak Ana’yı okumadı.
Kendi hayatını okumaya başladı.
Yorumlar
Kalan Karakter: