Toprak kan kokuyordu.
Gökyüzü griydi, yıldızlar bile korkmuştu.
Ve bir köşede, kırmızı bir elma gibi yerde yatıyordu bir çocuk.
Henüz oyun oynayacak yaşta, ama gözleri çoktan sessizliğe göçmüştü.
Anlatacak ne vardı ki..?
Savaş, büyüklerin doyumsuzluğu, hırsı ve açgözlülüğü…
Bombalar, füzeler, gökyüzünden düşen öfke,
168 küçük kalp,
168 masum nefes, bir çırpıda söndü.
İran, ABD, İsrail…
Üç harf, bir insanlık suçunun gölgesi..!
Anneler…
Annesinin kucağında gülümseyecek yaşta çocuklar
Şimdi sadece bir fotoğraf, bir isim, bir sayı…
“İşte senin zaferin” diyorlar mı..?
Hayır, sadece sessizlik var.
Ve sessizlik öfke gibi büyüyor,
Yutkunamayan, gözyaşlarıyla yanıyor.
Oyunlar, oyuncaklar, okullar
Hepsi savaşın ayıbına yenik düşmüş..!
Küçük eller, kiraz gibi parmaklar,
Toprağın sert kucağında donmuş.
Ve bir çocuğun elinde kalan tek şey
Bir merminin ardında açığa çıkan boşluk.
Bombalar, füzeler, silah sesleri…
Hepsi birer ölüm çağrısı,
Ve her patlayan gök gürültüsü
Bir çocuğun hayalini, gülüşünü silip süpürüyor.
Geleceğin teminatları,
Yani bu küçük kalpler, bu masum yürekler,
Bombalarla, füzelerle yok ediliyor...
Gök mavi olmalıydı, oyun alanı olmalıydı,
Ama orası artık ölümün ve korkunun alanı.
Her çığlık bir öfke, her gözyaşı bir hesap…
Ve insanlar, bu acıların altında eziliyor.
İnsanlık, bir daha dönmemek üzere bir sınır çiziyor,
Ama bu sınırın ötesinde kaybeden hep çocuklar oluyor..!
Ey insanlar, ey devler..!
Bu topraklar sizin kazanmanız için mi var..?
Bu gökyüzü, bu yıldızlar, bu çocuklar
Sadece sizin doyumsuzluğunuzun kurbanı mı olmalı..?
Ama unutma:
Her çocuk bir dünya demekti.
Onlar gitti, ama gökyüzü hâlâ izliyor.
Ve her sessiz çığlık, bir gün
Adaletin ve vicdanın tokadını getirecek…
Ve biz, kalanlar,
O küçük yüreklerin anısına susmayacağız.
Her bir elma kırmızı kalacak,
Her bir gözyaşı barışı çağıracak,
Ve dünya, çocukların kaybetmediği bir umutla yeniden doğacak.
Yorumlar
Kalan Karakter: