Sabah güneşi henüz Adana sokak aralarına tam düşmemişti. Genç bir delikanlı, sırtında hayalleriyle evden çıktı. Cebinde çok parası yoktu ama kalbinde kocaman bir inanç vardı. Güneş bu kentin insanını olgunlaşmasında etkisi büyüktü.
Çünkü biliyordu; çalışarak kazanmak sadece para değil, onur da kazandırırdı.
Mahallenin köşesindeki dükkânda çırak olarak başlamıştı işe. Kimi zaman elleri nasır tuttu, kimi zaman “Bu kadar emek değer mi?” diye sordu kendine.
Ama her akşam eve dönerken aynaya baktığında, gözlerinin içine bakabilmenin huzurunu taşıyordu.
Çünkü kimseye el açmamış, kimsenin hakkına girmemişti.
Gençlik, beklemek için değil; gayret etmek için verilmiş bir emanetti ona göre. Hayaller, çalışmadan büyümezdi. Emek verilmeden kazanılan hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, sokak lambalarının altında ter döken ustalardan öğrenmişti. Onlar, “Evlat, alın teriyle kazanılan lokma soğusa da helaldir” derlerdi.
Bir gün arkadaşları kısa yoldan zengin olmanın hayalini kurarken, o yine işinin başındaydı. Onlara kızmadı, küçümsemedi. Sadece içinden şunu geçirdi:
“Çalışmadan fakir kalmak, çalışıp yorulmaktan daha ağır bir yüktür.”
Yıllar geçti. O genç, hayallerini sırtında taşımayı bırakıp hayallerinin içine girmeyi başardı. Büyük adam olmadı belki ama iyi bir insan oldu. Kimseyi kırmadan, kimseyi incitmeden, emeğiyle ayakta durdu.
Ve bugün bir gence rastladığında şunu söylüyor:
“Hayallerinden vazgeçme. Çalışmaya devam et. İyilikten şaşma. Çünkü emek, insanı sadece zengin etmez; adam eder.”
Gençlik işte tam da budur…
Bir avuç emekle, bir ömür umut inşa etmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: